Asiana Airlines Flight 214: San Francisco Semalarında Bir Havacılık Trajedisi

Havacılık dünyası, istatistiksel olarak dünyanın en güvenli ulaşım biçimi olsa da, bazen en ileri teknoloji ve en deneyimli ekipler bile trajik hataların önüne geçemez. 6 Temmuz 2013 tarihinde gerçekleşen Asiana Airlines Flight 214 kazası, modern havacılık tarihinin en çok incelenen, üzerine en çok tartışılan ve güvenlik prosedürlerinde köklü değişimlere yol açan olaylarından biri olarak hafızalara kazındı. Seul’den kalkan Boeing 777 tipi dev yolcu uçağının San Francisco Uluslararası Havalimanı’nın pistine çarpmasıyla sonuçlanan bu kaza, sadece 3 can kaybıyla atlatılmış olsa da, havacılık güvenliği açısından devasa dersler barındırıyor.

Bir Yaz Günü Başlayan Yolculuk

Asiana Hava Yolları’na ait HL7742 tescilli Boeing 777-200ER, Seul Incheon Uluslararası Havalimanı’ndan havalandığında uçakta 291 yolcu ve 16 mürettebat bulunuyordu. Uçuşun büyük bölümü rutin ve sakin geçmişti. Pasifik Okyanusu üzerindeki uzun yolculuğun sonunda uçak, San Francisco’nun sisli ama o gün için açık olan semalarına ulaştı. Kimse, birkaç dakika sonra uçağın bir ateş topuna döneceğini ve devasa gövdenin pist başında parçalanacağını tahmin etmiyerek iniş hazırlıklarına başlamıştı.

San Francisco Uluslararası Havalimanı (SFO), özellikle 28L pisti için o gün kritik bir durumdaydı. Pistin hassas iniş sistemi olan ILS (Instrument Landing System) bakım nedeniyle devre dışıydı. Bu, pilotların uçağı tamamen otomatik sistemlerle değil, "görerek iniş" (visual approach) yöntemiyle indirmeleri gerektiği anlamına geliyordu. Deneyimli bir pilot için bu durum rutin bir işlem olsa da, o gün kokpitteki dinamikler çok daha farklıydı.

Kokpitteki Sessiz Tehlike: Otomasyona Aşırı Güven

Kazanın kök nedenlerine inildiğinde, en büyük sorunun teknolojik bir arıza değil, insan faktörü olduğu ortaya çıktı. Kokpitte üç deneyimli pilot bulunuyordu ancak uçağı indiren pilot Lee Kang-kuk, Boeing 777 tipi uçakta eğitim sürecindeydi. Yanında ise "öğretmen pilot" olarak görev yapan Lee Jung-min bulunuyordu.

Soruşturma raporları, pilotların uçağın otomatik hız kontrol sistemini (autothrottle) yanlış anladığını ortaya koydu. Pilotlar, uçağın hızının sistem tarafından otomatik olarak korunacağını varsaymışlardı. Ancak yapılan manevralar sırasında sistem "bekleme" moduna geçmiş ve motorlar rölantiye düşmüştü. Uçak, San Francisco Körfezi üzerinden piste yaklaşırken olması gereken hızın çok altına düştü. Kokpitteki pilotlar, uçağın burnunun çok fazla havaya kalktığını ve irtifasının tehlikeli şekilde azaldığını fark ettiklerinde artık çok geçti.

Çarpışma Anı ve Kaos

Uçak, pist eşiğindeki deniz duvarına (seawall) çarptığında saatler 11:27’yi gösteriyordu. Uçağın kuyruk kısmı çarpmanın etkisiyle koptu ve gövde pist boyunca sürüklenerek yan yattı. Çarpışmanın şiddetiyle uçağın motorlarından biri koptu ve uçağın içine duman dolmaya başladı. Uçak durduğunda, kabin ekibi büyük bir kahramanlık sergileyerek tahliye işlemlerini başlattı.

İlginç ve trajik bir detay ise şuydu: Uçağın içinde kaza anında kimse ölmemişti. Hayatını kaybeden üç Çinli öğrenciden ikisi, tahliye sırasında veya çarpışma anında uçağın dışına fırlamış, biri ise maalesef olay yerine gelen bir itfaiye aracının köpükler altındaki kurbanı fark edemeyip üzerinden geçmesi sonucu hayatını kaybetmişti. Bu durum, acil durum ekiplerinin koordinasyonu ve olay yeri yönetimi konusunda da büyük tartışmaları beraberinde getirdi.

Tahliye Kahramanları: Kabin Ekibinin Rolü

Asiana 214 faciasının daha büyük bir katliama dönüşmesini engelleyen en önemli unsur, kabin ekibinin soğukkanlılığıydı. Uçak alevler içindeyken ve kabin dumanla doluyken, hostesler yolcuları hızla dışarı çıkardı. Hatta kabin amiri Lee Yoon-hye, son yolcu çıkana kadar uçağı terk etmemiş ve yaralı haliyle yolcuları taşımaya yardım etmişti. 10 metrelik devasa uçağın birkaç dakika içinde tahliye edilmesi, havacılık eğitimlerinde "tahliye prosedürlerinin" neden bu kadar sıkı tutulduğunun kanıtı niteliğindeydi.

NTSB Soruşturması: Kim Suçlu?

Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Ulaştırma Güvenliği Kurulu (NTSB), kazadan sonra aylar süren titiz bir çalışma yürüttü. Kara kutular incelendi, pilotların simülasyon kayıtları kontrol edildi ve uçaktaki tüm sistemler mercek altına alındı. Sonuç bildirgesi havacılık dünyasında şok etkisi yarattı: "Pilotlar uçağı uçurmayı unutmuştu."

NTSB, pilotların uçağın karmaşık otomasyon sistemlerine aşırı güvendiğini, manuel uçuş yeteneklerinin köreldiğini ve kokpit içindeki hiyerarşik yapının (Kore kültüründeki kıdem vurgusu) düşük kıdemli pilotun hata yaparken uyarılmasını engellediğini belirtti. Bu durum "Cockpit Resource Management" (Kokpit Kaynak Yönetimi) konusunun ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi.

Kazadan Çıkarılan Dersler ve Havacılıkta Değişim

Asiana 214 kazası, sadece bir havayolu şirketinin hatası olarak görülmedi. Boeing, uçakların otomatik pilot ve hız kontrol sistemleri arasındaki etkileşimi daha net hale getirmek için yazılım güncellemeleri ve eğitim kılavuzlarında değişiklikler yaptı. Asiana Airlines ise tüm eğitim sistemini modernize ederek pilotlarının manuel uçuş yeteneklerini artırmaya yönelik yeni programlar başlattı.

Ayrıca, havaalanı güvenliği ve kurtarma ekiplerinin eğitimi de bu kazadan nasibini aldı. Bir kurtarma aracının kaza kurbanını ezmesi, itfaiye ekiplerinin termal kameralar ve daha gelişmiş görsel sistemler kullanması zorunluluğunu doğurdu. Kaos anında kimin nerede olduğunun takibi, kurtarma protokollerinin ayrılmaz bir parçası haline geldi.

Gökyüzünde Güvenliğin Bedeli

Bugün San Francisco Havalimanı’na inen her yolcu, pist başındaki o deniz duvarının yanından geçerken Asiana 214’ü hatırlamaz belki ama havacılık otoriteleri o günü asla unutmuyor. 3 genç hayatın sona erdiği o kaza, gökyüzündeki binlerce uçuşun daha güvenli yapılmasını sağlayan acı bir tecrübe olarak tarihe geçti.

Havacılıkta her kaza, bir sonraki kazayı önlemek için yazılmış bir kitaptır. Asiana 214, bu kitabın en önemli bölümlerinden birini teşkil ediyor: "Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, nihai sorumluluk her zaman insanın elindedir."

Bu trajik olay, bize teknolojinin bir yardımcı olduğunu ama asla bir ikame olmadığını hatırlatıyor. Pilotların her an en kötü senaryoya hazırlıklı olması, otomasyonun arkasındaki mantığı kavraması ve her şeyden önemlisi "uçağı uçurmaya devam etmesi" (aviate, navigate, communicate) kuralı, havacılığın altın kuralı olarak kalmaya devam edecek.