Gökyüzünün Karanlık Günü: Ethiopian Airlines Flight 302 Faciası ve Havacılık Tarihindeki Kırılma Noktası
Havacılık dünyası, her ne kadar istatistiksel olarak dünyanın en güvenli ulaşım biçimi olsa da, bazen öyle anlar yaşanır ki tüm sistemin temelden sorgulanmasına neden olur. 10 Mart 2019 sabahı, Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’dan havalanan bir uçağın sadece altı dakika sonra yere çakılması, işte tam da böyle bir kırılma noktasıydı. Ethiopian Airlines’ın 302 sefer sayılı uçuşu, sadece 157 canın yitip gitmesiyle sonuçlanan bir trajedi değil, aynı zamanda teknoloji devlerinin, denetleme kurumlarının ve mühendislik etiğinin sınav verdiği bir dönemin başlangıcıydı.
Bir blog yazarı olarak bu trajediyi ele alırken, sadece teknik verilerden değil, bu olayın havacılık güvenliğine olan kalıcı etkisinden ve insan hayatının teknolojik hırslar karşısındaki değerinden bahsetmek istiyorum.
Rutin Bir Sabahtan Kaosa: Kalkış Anı
O sabah, Addis Ababa Bole Uluslararası Havalimanı’nda hava şartları uçuş için gayet uygundu. Boeing’in en yeni ve en gözde modellerinden biri olan 737 MAX 8, Nairobi’ye gitmek üzere piste çıktı. Uçakta 35 farklı ülkeden gelen 149 yolcu ve 8 mürettebat bulunuyordu. Birçoğu Birleşmiş Milletler çalışanı, yardım gönüllüsü, akademisyen ve iş insanıydı.
Saat 08:38’de tekerlekler yerden kesildi. Ancak her şeyin yolunda gitmediği saniyeler içinde anlaşıldı. Uçağın burnu, pilotların komutu dışında sürekli olarak aşağıya doğru hareket etmeye başladı. Pilotlar, uçağı tekrar tırmanışa geçirmek için büyük bir mücadele verse de, karşılarındaki güç bir insan değil, uçağın içine gizlenmiş hatalı bir yazılımdı. Kalkıştan sadece 6 dakika sonra, uçak saatte yaklaşık 1100 kilometre hızla Bishoftu kasabası yakınlarındaki bir araziye dikey bir açıyla çakıldı. Kurtulan olmadı.
MCAS: Görünmez Bir Düşmanın Anatomisi
Bu kazanın ardından tüm gözler, sadece beş ay önce Endonezya’da düşen Lion Air uçağına çevrildi. Her iki uçak da aynı modeldi: Boeing 737 MAX 8. İki yeni uçağın benzer şekilde düşmesi, tesadüf olamayacak kadar korkutucuydu. Araştırmalar derinleştikçe, karşımıza "MCAS" (Maneuvering Characteristics Augmentation System) adlı bir kısaltma çıktı.
Boeing, 737 modelini daha yakıt verimli hale getirmek için daha büyük motorlar kullanmıştı. Ancak bu motorlar kanat yapısına tam uymadığı için biraz daha ileriye ve yukarıya monte edildi. Bu durum uçağın aerodinamiğini değiştirdi ve burnun aşırı yükselmesine neden olma riski doğurdu. Boeing mühendisleri, uçağı fiziksel olarak yeniden tasarlamak yerine, yazılımsal bir çözüm ürettiler: MCAS. Bu sistem, uçak aşırı yükseldiğinde otomatik olarak burnu aşağı indirecekti.
Ancak büyük bir hata vardı: Sistem, veriyi sadece tek bir "hücum açısı" sensöründen alıyordu. Ethiopian Airlines 302 sefer sayılı uçuşunda bu sensör arızalandı ve uçağa yanlışlıkla "çakılmak üzere yükseliyorsun" sinyali gönderdi. Yazılım, pilotların müdahalesini hiçe sayarak burnu defalarca aşağı bastırdı. Pilotlar ne yaparsa yapsın, dijital bir zeka onları ölüme sürüklüyordu.
Pilotların Çaresizliği ve Eğitim Sorunu
Kazadan sonra yapılan incelemelerde, Etiyopyalı pilotların aslında Boeing’in Lion Air kazasından sonra yayınladığı acil durum prosedürlerini uyguladıkları görüldü. Sistemi devre dışı bırakmaya çalışmışlar, manuel olarak uçağı kontrol altına almaya gayret etmişlerdi. Ancak uçak o kadar hızlanmış ve sistem o kadar baskın hale gelmişti ki, fiziksel güçleri uçağı düzeltmeye yetmedi.
Buradaki en büyük trajedi, Boeing’in bu sistemi havayollarına ve pilotlara yeterince tanıtmadığı gerçeğiydi. Birçok pilot, 737 MAX uçaklarında böyle bir sistemin varlığından bile haberdar değildi. Boeing, yeni eğitim maliyetlerinden kaçınmak için bu sistemi "arka planda çalışan küçük bir eklenti" gibi pazarlamıştı. Pilotların iPad üzerinde yapılan kısa bir bilgilendirmeyle bu uçağı uçurabileceğini savunmuşlardı. Ethiopian Airlines faciası, bu ticari stratejinin ne kadar ölümcül olabileceğini dünyaya gösterdi.
Küresel Bir Kriz ve Boeing’in İtibar Kaybı
Etiyopya’daki kazadan sadece günler sonra, dünya genelindeki tüm havacılık otoriteleri radikal bir karar aldı. Çin’den Avrupa’ya, Türkiye’den Kanada’ya kadar her yerde Boeing 737 MAX uçuşları yasaklandı. ABD Havacılık Dairesi (FAA), başlangıçta dirense de sonunda o da uçağın yere indirilmesi emrini verdi.
Bu, modern havacılık tarihinde görülmemiş bir olaydı. Milyarlarca dolarlık uçaklar pistlerde çürümeye terk edildi. Boeing, sadece maddi olarak değil, asıl sermayesi olan "güven" noktasında iflasın eşiğine geldi. Şirket içindeki yazışmalar ortaya çıktıkça durum daha da vahimleşti. Mühendislerin kendi aralarında "Bu uçağı palyaçolar tasarladı, maymunlar denetliyor" dediği kayıtlar döküldü. Kar maksimizasyonu uğruna güvenlik standartlarının nasıl esnetildiği tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı.
Havacılık Güvenliğinde Değişen Standartlar
Etiyopya kazası, havacılıkta denetleme mekanizmalarının nasıl işlemesi gerektiğine dair dersler sundu. FAA’nın, denetleme yetkisini uçağı üreten şirketin kendisine (Boeing) devretmiş olması, "kurdun kuzuya emanet edilmesi" olarak yorumlandı. Bu kazadan sonra denetleme süreçleri çok daha katı hale getirildi.
Bugün 737 MAX uçakları tekrar gökyüzünde. Ancak geri dönebilmeleri için yazılımları tamamen baştan yazıldı, sensör sistemleri çiftlendi ve pilotlara zorunlu simülatör eğitimleri getirildi. Ancak Bishoftu’daki o çukurda hayatını kaybeden 157 kişi için bu güncellemeler çok geç kalmıştı.
İnsanlık Dramı: Yarım Kalan Hikayeler
Bir uçak kazası sadece metal yığını ve teknik raporlardan ibaret değildir. Ethiopian Airlines 302, içinde dünyayı daha iyi bir yer yapmaya çalışan insanları taşıyordu. Birleşmiş Milletler’in Nairobi’deki çevre konferansına giden delegeler, çocuklarına kavuşmak isteyen babalar, ilk kez yurt dışına çıkan gençler... Her bir koltukta bir dünya dolusu anı ve gelecek planı vardı. Etiyopya hükümeti, kazanın olduğu bölgeyi bir anıt alanına dönüştürdü. Bugün o bölgeye gittiğinizde, sadece sessizlik ve rüzgarın sesi var. Ama o sessizlik, havacılık endüstrisine her saniye şunu fısıldıyor: "Asla insan hayatını maliyet tablosunun altına koymayın."
Ethiopian Airlines’ın 302 sefer sayılı uçuşu, havacılık tarihine siyah harflerle kazındı. Bu facia, teknolojinin kontrolsüz bir güç değil, insan odaklı bir yardımcı olması gerektiğini hepimize hatırlattı. Havacılık, kanla yazılan kurallar bütünüdür derler. Maalesef bu kural kitabına 157 isim daha eklendi. Bugün uçuş emniyeti eskisinden daha iyiyse, bu biraz da o gün o uçakta olan ve seslerini duyuramayan insanların bıraktığı miras sayesindedir. Gökyüzü bir daha asla bu kadar ağır bir ihmalle kararmasın.
Havacılık tarihindeki bu ve benzeri olaylarla ilgili analizlerimi takip etmeye devam edebilirsiniz. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, güvenli uçuşlar dilerim.