Gökyüzünde Trajik Bir Yanılgı: Iran Air Flight 655 Faciası
Tarih 3 Temmuz 1988. Basra Körfezi’nin yakıcı sıcağı altında, rutin bir sefer için havalanan bir yolcu uçağı, modern havacılık tarihinin en büyük ve en tartışmalı trajedilerinden birinin öznesi olacağından habersizdi. Iran Air’e ait 655 sefer sayılı uçak, sadece birkaç dakika içinde denizin derinliklerine gömülürken, arkasında uluslararası hukuk, askeri etik ve teknolojik hatalar üzerine onlarca yıl sürecek bir tartışma bıraktı. Bugün bu yazıda, 290 masum insanın hayatını kaybettiği o meşum günü, olayın perde arkasını ve küresel etkilerini bir blog yazarı gözüyle, tüm detaylarıyla inceleyeceğiz.
Gerilimin Gölgesinde Bir Coğrafya
1988 yılına gelindiğinde, İran ve Irak arasındaki savaş sekizinci yılına girmiş ve "Tanker Savaşları" olarak bilinen safhaya evrilmişti. Basra Körfezi, petrol sevkiyatının güvenliğini sağlamaya çalışan ABD donanması ile bölgedeki hakimiyetini korumak isteyen İran güçleri arasında adeta bir barut fıçısıydı. O dönemde ABD, resmen savaşın bir tarafı olmasa da Irak’ı destekleyen ve kendi gemilerini koruma altına alan bir strateji izliyordu. USS Vincennes adlı Amerikan güdümlü füze kruvazörü, tam da bu yüksek gerilimli atmosferin ortasında bölgede görev yapıyordu.
Felakete Giden Dakikalar
Sabah saat 10:17 sularında, Kaptan Mohsen Rezaian yönetimindeki Airbus A300 tipi uçak, Bandar Abbas Havalimanı’ndan Dubai’ye gitmek üzere havalandı. Uçakta 66’sı çocuk olmak üzere toplam 290 kişi bulunuyordu. Uçuş planı tamamen şeffaftı, uçak uluslararası hava sahasında belirlenmiş olan "Amber 59" koridoru içerisinde seyrediyordu.
Aynı dakikalarda, USS Vincennes’in radarlarında bir hareketlilik belirdi. Gemi mürettebatı, yaklaşan bu nesneyi tanımlamaya çalışırken korkunç bir dizi hata zinciri başladı. Dönemin en gelişmiş savunma sistemi olan Aegis radarı uçağı tespit etmişti, ancak sistemin sunduğu veriler insan faktörüyle birleşince felaket kaçınılmaz hale geldi. Gemi mürettebatı, tırmanışta olan sivil bir Airbus’ı, dalışa geçmiş ve saldırı hazırlığında olan bir İran F-14 savaş uçağı zannetti.
Karar Anı ve İnfial Yaratan Füzeler
Gemi komutanı William C. Rogers III, uçağa defalarca askeri kanallar üzerinden uyarı yapıldığını belirtti. Ancak 655 sefer sayılı uçak bir sivil yolcu uçağıydı ve pilotların askeri frekansları dinleme zorunluluğu yoktu. Ayrıca uçağın radarda görülen hızı ve rotası, standart bir yolcu uçağının özelliklerini taşıyordu. Buna rağmen, gemideki gergin atmosfer ve yanlış yorumlanan veriler sonucunda, uçağın bir tehdit olduğu kararına varıldı.
Saat 10:54’te USS Vincennes’ten fırlatılan iki adet karadan havaya füze, masum sivillerle dolu Airbus’ı gökyüzünde parçalara ayırdı. Uçak, Hürmüz Boğazı’nın sularına gömülürken hayatta kalan kimse olmadı. 290 kişinin ölümü, bir anda dünya gündemine bomba gibi düştü.
Hata mı, İhmal mi, yoksa Savaş Suçu mu?
Olayın hemen ardından ABD kanadı, olayı "talihsiz bir kaza" olarak nitelendirdi ve uçağın transponder (tanımlama sinyali) verilerinin askeri bir uçakla karıştırıldığını savundu. Ancak bağımsız raporlar ve sonraki yıllarda ortaya çıkan belgeler, uçağın aslında tırmanışta olduğunu ve Amerikan gemisinin iddia ettiği gibi agresif bir alçalma manevrası yapmadığını kanıtladı.
İran tarafı ise bu durumu açık bir savaş suçu ve kasıtlı bir saldırı olarak gördü. Uluslararası kamuoyunda ABD’ye yönelik büyük bir tepki oluştu. Özellikle gemi komutanı Rogers’ın olaydan sonra madalya alması, kurban yakınları ve İran halkı nezdinde büyük bir yaraya dönüştü. Washington yönetimi hiçbir zaman resmi bir özür dilemedi, ancak 1996 yılında Uluslararası Adalet Divanı’ndaki dava sürecinde kurbanların ailelerine tazminat ödemeyi kabul etti.
Teknolojinin ve İnsan Psikolojisinin Sınırları
Iran Air 655 faciası, askeri literatürde "senaryo uyumu" (scenario fulfillment) denilen bir kavramın en çarpıcı örneğidir. USS Vincennes mürettebatı, bir saldırı beklentisi içinde oldukları için radardaki verileri görmek istedikleri gibi yorumlamışlardı. Teknolojinin ne kadar gelişmiş olursa olsun, nihai kararı veren insanın önyargıları ve korkuları karşısında ne kadar savunmasız kalabileceği bu olayla bir kez daha anlaşıldı. Aegis gibi bir sistemin bile sivil-askeri ayrımında hata yapmasına neden olan bu durum, havacılık ve savunma sistemlerinin güvenliği üzerine yapılan çalışmaları kökten değiştirdi.
Unutulmayan Bir Acı ve Küresel Hafıza
Bugün Bandar Abbas ve çevresinde, her 3 Temmuz’da denize çiçekler bırakılarak kurbanlar anılmaktadır. Bu trajedi, İran-ABD ilişkilerinde onarılması imkansız görülen bir kırılma noktası yarattı. Sadece siyasi bir mesele olmanın ötesinde, 66 çocuğun ve yüzlerce sivilin bir askeri yanılgıya kurban gitmesi, insanlık vicdanında silinmez bir leke olarak kaldı.
Havacılık dünyası bu olaydan dersler çıkardı; sivil havacılık koridorlarının askeri gemilerle iletişimi ve transponder sistemlerinin güvenliği üzerine yeni protokoller geliştirildi. Ancak bu teknik iyileştirmeler, o gün denizde son bulan 290 hayalin geri gelmesini sağlayamadı.
Bir Ders Olarak Tarih
Iran Air Flight 655, bizlere savaşın sadece cephedeki askerleri değil, gökyüzündeki masumları da hedef alabileceğini acı bir şekilde hatırlatıyor. Bir blog yazarı olarak bu konuyu ele alırken, rakamların ötesindeki insan hikayelerine odaklanmanın önemli olduğunu düşünüyorum. O uçakta düğününe gidenler, eğitimine devam etmek isteyen gençler ve dünyadan habersiz bebekler vardı.
Tarih, bazen sadece zaferleri değil, yapılan büyük hataları da tüm çıplaklığıyla hatırlatmak zorundadır ki benzer acılar tekrar yaşanmasın. 1988’in o Temmuz sabahında yaşananlar, askeri gücün sorumlulukla kullanılmamasının ne kadar ağır bedeller ödeteceğinin zamansız bir anıtı olarak kalacaktır.