Gökyüzünde Bir Teknoloji Çıkmazı: Lion Air 610 Sefer Sayılı Uçuşun Anatomisi
Havacılık tarihi, her biri kendi içinde trajik dersler barındıran kazalarla doludur. Ancak bazıları vardır ki, sadece teknik bir arızayı değil, koskoca bir endüstrinin tasarım felsefesini, güvenlik kültürünü ve otomasyona olan aşırı güvenini sorgulatır. 29 Ekim 2018 sabahı Cava Denizi’nin karanlık sularına gömülen Lion Air 610 sefer sayılı uçuş, işte tam da böyle bir kırılma noktasıdır.
Endonezya tarihinin en büyük havacılık facialarından biri olarak kayıtlara geçen bu olayda 189 can yitip giderken, gökyüzünün en güvenilir kabul edilen uçaklarından biri olan Boeing 737 MAX serisi de derin bir güven krizinin merkezine oturdu.
O Talihsiz Sabah: Kalkıştan Çakılmaya 13 Dakika
Cakarta’nın Soekarno-Hatta Uluslararası Havalimanı’nda saatler 06:20’yi gösterdiğinde, yeni teslim alınmış, henüz "sıfır" kokusu üzerinde olan bir uçak kalkış için pist başı yapıyordu. Boeing 737 MAX 8 tipi bu uçak, sadece iki aylıktı. Hedef, Bangka Belitung adalarındaki Pangkal Pinang’dı. Kaptan pilot Bhavye Suneja ve ikinci pilot Harvino, uçağı havalandırdıktan kısa bir süre sonra kokpitte bir şeylerin ters gittiğini fark ettiler.
Uçağın burnu, pilotların kontrolü dışında sürekli olarak aşağıya doğru basılıyordu. Uçak sanki görünmez bir güçle inatlaşıyor, pilotların yukarı çekme çabalarına rağmen dalışa geçmeye çalışıyordu. Kokpitte panik değil ama yoğun bir kafa karışıklığı ve mücadele vardı. Pilotlar uçuş kulesine irtifa ve sürat sorunları bildirdi, ancak uçağın neden böyle davrandığına dair ellerinde net bir veri yoktu. Kalkıştan sadece 13 dakika sonra, radar ekranlarındaki o küçük nokta Cava Denizi üzerinde kayboldu. 189 yolcu ve mürettebattan kurtulan olmadı.
MCAS: Gizli Bir Yazılımın Ölümcül Yanılgısı
Kazanın ardından başlatılan soruşturma, havacılık dünyasında daha önce pek az kişinin duyduğu bir kısaltmayı gündeme taşıdı: MCAS (Manevra Karakteristikleri Takviye Sistemi). Bu sistem, Boeing’in 737 MAX serisindeki yeni ve daha büyük motorların uçağın aerodinamik dengesini bozmaması için geliştirdiği gizli bir yardımcıydı. Büyük motorlar uçağın burnunun bazı durumlarda fazla yukarı kalkmasına neden oluyordu; MCAS ise bunu algılayıp burnu otomatik olarak aşağı itiyordu.
Ancak ortada devasa bir sorun vardı. Sistem, uçağın burnunun açısını ölçen "Hücum Açısı" (AOA) sensöründen gelen tek bir veriye güveniyordu. Lion Air uçağındaki bu sensörlerden biri arızalıydı ve uçağın burnunun tehlikeli derecede yukarıda olduğu bilgisini gönderiyordu. Oysa uçak normal seyrindeydi. MCAS, bu yanlış veriye dayanarak uçağın düşmek üzere olduğunu sandı ve pilotlarla amansız bir kavgaya girişti. Pilotlar uçağı yukarı çekmeye çalışırken, yazılım her 10 saniyede bir uçağın burnunu daha sert bir şekilde aşağı bastırıyordu.
Bilginin Saklanması ve Eğitim Eksikliği
Lion Air 610 kazasının en çok tartışılan yönü, pilotların bu sistemden haberinin olmamasıydı. Boeing, MAX serisini satarken "eski 737 pilotları ek eğitime gerek duymadan bu uçağı uçurabilir" pazarlamasını yapmıştı. Bu yüzden MCAS sistemine dair bilgiler uçuş el kitaplarından çıkarılmıştı. Pilotlar, altlarında kendileriyle savaşan bir yazılım olduğunu bilmiyorlardı. Karşılaştıkları şeyin "stabilizer trim" arızası olduğunu sanıyorlardı ama karşılarındaki düşman çok daha agresifti.
Uçağın bakım geçmişi de mercek altına alındığında, aynı uçağın bir önceki uçuşunda da benzer bir sorun yaşadığı ortaya çıktı. O uçuşta, tesadüfen kokpitte bulunan üçüncü bir pilot, sistemi devre dışı bırakan anahtarların kullanılmasını önermiş ve uçak sağ salim inmişti. Ancak bu kritik bilgi, bir sonraki uçuşun ekibine yeterince açık bir şekilde aktarılmamıştı.
Endonezya Havacılığı ve Lion Air’in Büyüme Sancısı
Lion Air, Güneydoğu Asya’nın en hızlı büyüyen düşük maliyetli havayollarından biriydi. Ancak bu hızlı büyüme, beraberinde güvenlik kültürü ve bakım standartları konusunda soru işaretlerini de getiriyordu. Endonezya coğrafyası gereği havayolu ulaşımına muhtaç bir ülke olsa da, geçmişteki kaza kayıtları nedeniyle uzun süre Avrupa Birliği’nin kara listesinde kalmıştı. 610 sefer sayılı uçuşun kaybı, sadece bir teknik arıza değil, aynı zamanda havayolu şirketinin bakım süreçlerindeki ihmallerin de bir yansıması olarak görüldü.
Arızalı sensör, uçağa bir önceki bakımda takılmıştı ve takılan parçanın düzgün çalışıp çalışmadığı tam olarak test edilmemişti. Eğer o sensör doğru kalibre edilseydi veya Boeing sistemi tek bir sensör yerine iki sensörden veri alacak şekilde tasarlasaydı, bugün 189 kişi hala hayatta olabilirdi.
Küresel Bir Yankı: İkinci Kaza ve MAX’lerin Yere İndirilmesi
Lion Air kazası tek başına havacılık dünyasını sarssa da, Boeing 737 MAX uçuşlarına devam etti. Ta ki sadece 5 ay sonra Etiyopya Havayolları’na ait bir başka MAX uçağı tıpatıp aynı şekilde düşene kadar. İkinci kaza, Lion Air’de yaşananların münferit bir olay değil, sistematik bir tasarım hatası olduğunu kanıtladı. Dünya genelindeki tüm MAX uçakları yere indirildi ve Boeing tarihinin en büyük krizini yaşadı.
Bu süreçte ortaya çıkan iç yazışmalar, şirketin kar hırsının güvenlik kaygılarının önüne geçtiğini gösteren itiraflarla doluydu. "Maymunlar tarafından tasarlanmış uçaklar" gibi ifadeler içeren belgeler, havacılık devinin imajını yerle bir etti.
Çıkarılan Dersler ve Havacılığın Geleceği
Lion Air 610 sefer sayılı uçuşun ardından havacılık dünyası çok şey öğrendi. Artık uçaklarda kritik kararlar tek bir sensöre bırakılmıyor. Pilot eğitimleri, otomasyon sistemlerinin derinliklerini kapsayacak şekilde yeniden tasarlandı. Boeing, MCAS yazılımını tamamen revize ederek pilotun kontrolünü her zaman sistemin üzerinde tutacak hale getirdi.
Ancak bu teknik düzeltmeler, Cava Denizi’nin derinliklerindeki acıyı dindirmiyor. 189 insanın hayatı, modern mühendisliğin "basitleştirme" ve "maliyet düşürme" çabalarına kurban gitti. Bu kaza bize şunu hatırlatıyor: Gökyüzünde teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan faktörünü ve şeffaf bilgi paylaşımını göz ardı etmek felaketi beraberinde getirir.
Bugün Boeing 737 MAX uçakları yapılan sayısız güncelleme ve testten sonra tekrar gökyüzünde. Ancak Lion Air 610, havacılık güvenlik kurallarının "kanla yazıldığının" en taze ve en acı örneklerinden biri olarak sonsuza dek hatırlanacak. Her bir kurbanın anısı, bugün bindiğimiz uçakların daha güvenli olması için ödenmiş en ağır bedeldir.