40,2601$% 0.13
46,7458€% 0.13
53,9601£% 0.23
4.316,24%0,46
3.337,10%0,40
10.198,76%-0,26
02:00
Havacılık tarihi, ne yazık ki derslerin çoğu zaman acı tecrübelerle ve kayıplarla öğrenildiği bir süreçtir. Ancak bazı kazalar vardır ki, oluş şekli, arkasında bıraktığı soru işaretleri ve sonucunda havacılık endüstrisinde yarattığı köklü değişikliklerle diğerlerinden ayrılır. 1 Haziran 2009 tarihinde yaşanan Air France 447 (AF447) kazası, tam olarak böyle bir dönüm noktasıdır. Rio de Janeiro’dan Paris’e gitmek üzere havalanan, dönemin en güvenilir uçaklarından biri olarak kabul edilen Airbus A330’un, Atlantik Okyanusu’nun karanlık sularına gömülmesi, sadece 228 kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan bir trajedi değil, aynı zamanda teknoloji ile insan faktörü arasındaki ilişkinin en dramatik sorgulanmasıydı.
Bu yazıda, o gece neler yaşandığını, modern bir devin nasıl çaresiz kaldığını ve bu kazanın ardındaki sır perdesinin nasıl aralandığını derinlemesine inceleyeceğiz.
1 Haziran 2009 gecesi, Brezilya’nın Rio de Janeiro kentindeki Galeão Uluslararası Havalimanı’nda sıradan bir hareketlilik vardı. Air France’ın F-GZCP kuyruk tescilli Airbus A330-203 uçağı, Paris Charles de Gaulle Havalimanı’na gitmek üzere son hazırlıklarını yapıyordu. Uçakta 32 farklı ülkeden 216 yolcu ve 12 mürettebat, toplamda 228 kişi bulunuyordu. Yolcular arasında tatilden dönen aileler, iş insanları ve sevdiklerine kavuşmayı bekleyenler vardı. Hava durumu raporları, ekvator bölgesindeki “Intertropical Convergence Zone” (ITCZ) olarak bilinen, fırtınaların yoğun olduğu bir alandan geçileceğini gösteriyordu ancak bu, tecrübeli pilotlar için alışılmadık bir durum değildi.
Uçak sorunsuz bir şekilde havalandı. Brezilya hava sahasından çıkıp Atlantik Okyanusu üzerindeki kontrolsüz hava sahasına doğru ilerlerken her şey yolundaydı. Kaptan pilot Marc Dubois ve yardımcı pilotlar Pierre-Cédric Bonin ile David Robert, rotayı takip ediyorlardı. Son iletişim, uçağın konumunu bildiren rutin bir mesajdı. Ancak saatler 02:14’ü gösterdiğinde, hava trafik kontrolörleri uçaktan beklenen sinyali alamadı. Uçak, hiçbir “Mayday” çağrısı yapmadan, radar ekranlarından silinmişti. Modern havacılıkta, son teknolojiyle donatılmış bir uçağın, telsizden tek bir kelime bile etmeden kaybolması, akıllara durgunluk veren bir durumdu.
Uçağın kaybolduğu anlaşılınca, havacılık tarihinin en geniş kapsamlı ve zorlu arama kurtarma operasyonlarından biri başlatıldı. Okyanusun ortası, derinliklerin bilinmezliği ve akıntıların şiddeti, enkazı bulmayı neredeyse imkansız hale getiriyordu. İlk günlerde su yüzeyinde bulunan bazı parçalar ve yakıt izleri, uçağın okyanusa düştüğünü kesinleştirdi ancak ana gövde ve en önemlisi kazanın nedenini anlatacak olan “karakutular” (Uçuş Veri Kaydedicisi ve Kokpit Ses Kaydedicisi) kayıptı.
Bu belirsizlik tam iki yıl sürdü. Ailelerin acılı bekleyişi, havacılık otoritelerinin çaresizliği ile birleşti. Eğer karakutular bulunamazsa, bu kaza sonsuza dek bir sır olarak kalacak ve benzer bir facianın tekrar yaşanmasını önleyecek dersler çıkarılamayacaktı. 2011 yılında, “Remus 6000” adlı otonom su altı araçları kullanılarak yapılan dördüncü arama fazında, yaklaşık 4.000 metre derinlikte uçağın ana enkazına ulaşıldı. Robot kolların yardımıyla karakutular yüzeye çıkarıldığında, tüm dünya nefesini tutarak o gece kokpitte neler yaşandığını öğrenmeyi bekledi.
Karakutuların çözümlenmesiyle ortaya çıkan gerçek, teknik bir arızadan çok daha fazlasıydı; bu, insan psikolojisi, eğitim eksikliği ve karmaşık otomasyonun ölümcül bir dansıydı. Olaylar zinciri, uçağın fırtına bulutlarının içinden geçerken “Pitot tüpleri” adı verilen hız sensörlerinin buzlanmasıyla başladı. Bu tüpler, uçağın havadaki hızını ölçen hayati parçalardı. Buzlanma nedeniyle tüpler tıkandı ve kokpit ekibine hatalı hız verileri göndermeye veya hiç veri göndermemeye başladı.
Airbus‘ın uçuş bilgisayarı, tutarsız hız verileriyle karşılaşınca, güvenlik protokolü gereği otopilotu devre dışı bıraktı ve uçağın kontrolünü tamamen pilotlara devretti. Bu sırada Kaptan Dubois, uzun uçuşlardaki yasal dinlenme molasındaydı ve kokpitte iki yardımcı pilot, Bonin ve Robert vardı. Otopilotun aniden atması ve kokpitte çalan alarmlar, “irkilme etkisi” (startle effect) yaratarak pilotlarda büyük bir kafa karışıklığına neden oldu.
Normal şartlarda, uçağın burnunu düz tutup motor gücünü koruyarak bu durumun geçmesi beklenebilirdi. Ancak kontrolü elinde bulunduran daha az tecrübeli pilot Bonin, anlaşılmaz bir refleksle levye’yi (sidestick) geriye doğru çekti. Bu hamle, uçağın burnunu havaya kaldırdı. Tırmanmaya çalışan uçak, hızını kaybetti ve aerodinamik tutunmayı yitirerek “stall” (havada tutunamama/perdövites) durumuna girdi.

Kokpitteki ses kayıtları, tam bir kaosun hakim olduğunu gösteriyordu. “Stall, stall!” uyarısı defalarca çaldı. Bir uçak stall olduğunda yapılması gereken temel hareket, burnu aşağı vererek hız kazanmaktır. Ancak Bonin, levyeyi geriye çekmeye, yani burnu yukarı kaldırmaya devam etti. Uçak, motorları tam güçte çalışmasına rağmen, gövdesi rüzgara karşı bir duvar gibi durduğu için okyanusa doğru bir taş gibi düşüyordu. Düşüş, burun aşağı bir dalış değil, yatay bir şekilde, saniyede onlarca metre irtifa kaybederek gerçekleşiyordu.
Yardımcı pilot Robert durumu anlamaya çalışırken, Kaptan Dubois kokpite döndü. Ancak o anki karmaşa, gece karanlığı, türbülans ve sürekli çalan alarmlar nedeniyle kaptanın da durumu analiz etmesi saniyelerle sınırlı olan o kritik sürede mümkün olmadı. Modern Airbus uçaklarında lövyeler birbirine bağlı değildir (biri sağda, biri soldadır), bu nedenle diğer pilot, yanındaki arkadaşının lövyeyi geriye çektiğini fiziksel olarak hissedemedi.
Uçak okyanus yüzeyine çarpana kadar pilotlar uçağın kontrolünü neden kaybettiklerini tam olarak anlayamadılar. Çarpışmadan sadece saniyeler önce, Bonin’in “Tırmanmaya çalışıyorum!” demesi üzerine diğer pilot ve kaptan hatayı fark etti ancak artık çok geçti. 38.000 feet yükseklikten okyanusa düşüş sadece 4 dakika 23 saniye sürdü.
Air France 447 kazası, havacılıkta “otomasyon bağımlılığı” tartışmalarını alevlendirdi. Pilotlar, modern uçakların gelişmiş bilgisayarlarına o kadar güveniyorlardı ki, sistem devre dışı kaldığında ve manuel uçuş gerektiğinde, özellikle yüksek irtifada ve stres altında temel uçuş dinamiklerini uygulamakta zorlandılar.
Kaza raporunu hazırlayan Fransız Havacılık Kazaları Araştırma Bürosu (BEA), pilotların “stall” durumunu tanıma ve kurtarma konusunda yeterli eğitimi almadığını, ayrıca kokpit içi kaynak yönetiminin (CRM) çöktüğünü belirtti. Pilot, uçağın stall olduğuna inanmamış veya bu durumu algılayamamıştı çünkü modern bir Airbus’ın kolay kolay stall olmayacağına dair bir güven (veya yanılgı) vardı.
228 kişinin hayatına mal olan bu trajedi, havacılık endüstrisinde devrim niteliğinde değişikliklere yol açtı. Güvenlik kuralları adeta kanla yeniden yazıldı:
Air France 447, sadece bir uçak kazası değil, teknolojinin sınırlarını ve insan faktörünün önemini hatırlatan acı bir derstir. O gece Atlantik’in üzerinde yaşananlar, en gelişmiş sistemlerin bile, doğru yorumlayacak ve yönetecek yetkin insan zihni olmadan felaketi önleyemeyeceğini gösterdi.
Bugün bir uçağa bindiğimizde, o uçuşun güvenliği AF447’den çıkarılan derslerle biraz daha artmış durumda. Ancak bu güvenlik, Rio’dan Paris’e gitmek için yola çıkan, hayalleri, umutları ve hikayeleri okyanusun derinliklerinde son bulan 228 insanın hayatı pahasına sağlandı. Onları anmak, sadece bir yas tutma eylemi değil, aynı zamanda havacılığın “asla rehavete kapılmama” ilkesine olan bağlılığımızı tazelemektir. Havacılık kurallarının her satırının ardında bir hikaye vardır ve AF447, bu kitabın en hüzünlü ve öğretici bölümlerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır.
Bir İhmaller Zincirinin Trajik Sonu: ValuJet 592 Faciası ve Havacılık Tarihine Kazınan Dersler
GENEL
Bir İhmaller Zincirinin Trajik Sonu: ValuJet 592 Faciası ve Havacılık Tarihine Kazınan Dersler
1
TightTonic™: Türkiye’den Doğan ve E-Ticarette Yükselen Bir Başarı Hikayesi
1468 kez okundu
2
Gökyüzünde Talihsiz Bir Hikâye: Aeroflot Flight 593 Kazası ve Arkasındaki Gerçekler
1338 kez okundu
3
Helios Airways Flight 522 Kazası: Kabin Basıncı Arızasının Trajik Sonu
1309 kez okundu
4
Lansa Flight 508 Kazası ve Juliane Koepcke’nin İnanılmaz Hikayesi
1291 kez okundu
5
Gol Transportes Aéreos Flight 1907: Brezilya Hava Sahasında Yaşanan Korkunç Çarpışma
1281 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.