DOLAR

40,2601$% 0.13

EURO

46,7458% 0.13

STERLİN

53,9601£% 0.23

GRAM ALTIN

4.316,24%0,46

ONS

3.337,10%0,40

BİST100

10.198,76%-0,26

İmsak Vakti a 02:00
İstanbul AÇIK 31°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
  • Haber Haber
  • Genel
  • Havacılık
  • Sahra Çölü’nde Kaybolan Umutlar: Air Algérie Uçuş 5017 ve Havacılık Tarihine Kazınan Dersler

Sahra Çölü’nde Kaybolan Umutlar: Air Algérie Uçuş 5017 ve Havacılık Tarihine Kazınan Dersler

ad826x90
ad826x90

Havacılık tarihi, ne yazık ki sadece teknolojik zaferlerle değil, aynı zamanda büyük trajedilerle de yazılmıştır. Her kaza, arkasında tarifsiz acılar bırakırken, bir yandan da gelecekteki uçuşların daha güvenli olması için ödenmiş ağır bir bedel niteliği taşır. 24 Temmuz 2014 tarihi, işte bu ağır bedellerden birinin ödendiği, Afrika semalarında yaşanan karanlık bir gece olarak kayıtlara geçti. Air Algérie’nin 5017 sefer sayılı uçuşu, Burkina Faso’nun başkenti Ouagadougou’dan Cezayir’e gitmek üzere havalandığında, hiç kimse bu yolculuğun Mali’nin ıssız kumlarında son bulacağını tahmin edemezdi. 116 canın yitip gittiği bu elim olay, sadece bir uçak kazası değil, insan ve makine arasındaki ilişkinin, hava durumuyla mücadelenin ve kriz anındaki karar mekanizmalarının ne denli hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Bugün, bir havacılık tutkunu ve araştırmacısı olarak, bu trajedinin perde arkasını, teknik detaylarını ve insan faktörünün bu denklemdeki yerini derinlemesine inceleyeceğiz.

Sıradan Bir Yaz Gecesi ve Beklenmedik Sessizlik

Temmuz ayı, Afrika kıtasının batısında meteorolojik açıdan zorlu bir dönemdir. Intertropikal Konverjans Bölgesi (ITCZ) olarak bilinen kuşak, bu dönemde şiddetli fırtınalara, devasa kümülonimbus bulutlarına ev sahipliği yapar. 24 Temmuz gecesi, Air Algérie adına İspanyol charter şirketi Swiftair tarafından işletilen McDonnell Douglas MD-83 tipi uçak, Ouagadougou Havalimanı’ndan sorunsuz bir şekilde kalkış yaptı. Uçakta 6 İspanyol mürettebat ve farklı milliyetlerden 110 yolcu bulunuyordu. Yolcuların büyük bir kısmı Fransa vatandaşıydı ve tatil dönüşü veya aile ziyaretleri sebebiyle bu rotayı kullanıyorlardı.

Kalkıştan kısa bir süre sonra, uçak seyir irtifasına tırmanırken pilotlar önlerindeki yoğun fırtına kütlesini fark etti. Bu, o bölge için alışılmadık bir durum değildi. Kaptan pilot, fırtınanın etrafından dolaşmak için rotada hafif bir değişiklik talep etti ve bu talep hava trafik kontrolü tarafından onaylandı. Ancak bu, uçaktan alınan son anlamlı mesajlardan biri olacaktı. Radar ekranlarında irtifasını koruması gereken uçak, bir anda hızla irtifa kaybetmeye başladı ve kısa süre sonra Mali’nin Gossi bölgesi yakınlarında radardan tamamen kayboldu.

Gecenin karanlığı ve bölgenin o dönemdeki siyasi istikrarsızlığı, arama kurtarma çalışmalarını zorlaştırsa da gerçeğin ortaya çıkması uzun sürmedi. Uçak, yüksek bir hızla yere çakılmış, parçalanmış ve alev almıştı. Kurtulan yoktu. Peki, modern aviyonik sistemlere sahip, deneyimli bir mürettebat yönetimindeki bu uçak, neden bir anda gökyüzünden düştü?

Mali Çölündeki Enkaz ve Kara Kutuların Anlattıkları

Kazanın hemen ardından Fransız Kaza Araştırma ve Analiz Bürosu (BEA), Mali ve Cezayir yetkilileriyle iş birliği içinde soruşturmayı devraldı. Enkaz alanı, uçağın yere çok dik bir açıyla ve yüksek süratle çarptığını gösteriyordu. Bu durum, uçağın havada parçalanmadığını, bütünlüğünü koruyarak yere vurduğunu işaret ediyordu. Cevapların anahtarı her zamanki gibi kara kutulardaydı: Kokpit Ses Kayıtçısı (CVR) ve Uçuş Veri Kayıtçısı (FDR).

Veri kayıtçısı incelendiğinde, araştırmacılar tüyler ürpertici bir senaryoyla karşılaştı. Uçak, 31.000 feet (yaklaşık 9.500 metre) irtifada seyrederken, hızı tehlikeli bir şekilde düşmeye başlamıştı. Ancak motorlar, tam güç üretmesi gerekirken rölantiye yakın bir seviyeye çekilmişti. Pilotlar ise bu durumun farkında değilmiş gibi görünüyordu. Uçağın burnu havaya kalkmış, aerodinamik tutunma (lift) kaybolmuş ve uçak “stall” yani perdövites durumuna girmişti.

Bu noktada sorulması gereken asıl soru şuydu: Motorlar neden güç kesti ve pilotlar hızın düştüğünü neden fark etmedi?

Görünmez Düşman: Buzlanma ve Sensör Hataları

Soruşturmanın derinleşmesiyle birlikte, kazanın “kök nedeni” ortaya çıktı. Suçlu ne bir motor arızasıydı ne de bir terör saldırısı. Suçlu, motorların girişinde bulunan ve “Pt2 sensörü” (basınç sensörü) olarak bilinen küçük bir parçanın buzlanmasıydı.

MD-83 uçaklarında motor gücü, Motor Basınç Oranı (EPR – Engine Pressure Ratio) adı verilen bir parametre ile ayarlanır. Bu sistem, motorun girişindeki hava basıncı ile çıkışındaki hava basıncını karşılaştırarak motorun ne kadar itki ürettiğini hesaplar. O gece, uçak yoğun nemli ve soğuk bir hava kütlesinden geçerken, motor girişindeki bu basınç sensörleri buzla kaplandı.

Sensörler donduğunda, sistem motor girişindeki basıncın olduğundan çok daha yüksek olduğunu algıladı. Bu hatalı veri, uçağın otomatik gaz (autothrottle) sistemini yanılttı. Bilgisayar, “Motorlar çok fazla güç üretiyor, limiti aşıyoruz” şeklinde bir yanılgıya düştü ve motor gücünü otomatik olarak düşürdü. Gerçekte ise uçak normal seyir hızındaydı ve motorların gücünün kesilmesi, hızın hızla düşmesine neden oldu.

Otomasyon sistemi mantıklı ama hatalı bir veriyle hareket ederken, insan faktörü devreye girmeliydi. Ancak burada trajedinin ikinci perdesi açıldı.

Uçuş 5017

Otomasyon Körlüğü ve İnsan Faktörü

Havacılıkta “situational awareness” yani durumsal farkındalık hayati öneme sahiptir. Flight 5017’de pilotlar, otomatik pilota ve otomatik gaz sistemine o kadar güvenmişlerdi ki, hız göstergelerindeki dramatik düşüşü zamanında fark edemediler. Uçak yavaşladıkça, irtifayı korumak için otomatik pilot uçağın burnunu yukarı kaldırdı (hücum açısını artırdı). Bu, hızı daha da düşürdü.

Uçak “stall” uyarısı verip titremeye başladığında (stick shaker aktivasyonu), mürettebatın önünde müdahale etmek için çok kısa bir süre vardı. Standart prosedür, “burnu ezmek” yani uçağın burnunu aşağı verip motorlara tam güç uygulayarak hızı artırmaktır. Ancak kara kutu verileri, pilotların bu prosedürü uygulamadığını, tam tersine kafa karışıklığı içinde uçağın kontrolünü kaybettiklerini gösterdi.

ad826x90

Uçak stall durumuna girdikten sonra, aerodinamik kararsızlık nedeniyle kontrol edilemez bir düşüşe geçti. Binlerce feet irtifa boyunca, pilotlar uçağı kurtarmaya çalışsa da, ilk andaki o kritik farkındalık kaybı ve yanlış müdahale (veya müdahalesizlik), geri dönüşü olmayan bir sonu hazırladı. Pilotların yorgunluğu, gece uçuşunun getirdiği görsel referans kaybı ve o anki stres yükü, doğru kararı vermelerini engellemişti.

Trajedinin Ardındaki Hukuki ve Duygusal Boyut

Bu kaza, sadece teknik bir başarısızlık değil, aynı zamanda uluslararası bir yas süreciydi. Uçakta bulunan 54 Fransız vatandaşı nedeniyle Fransa, olayı ulusal bir trajedi olarak ele aldı. Aileler, yıllarca süren soruşturmalar boyunca sevdiklerinin son anlarında neler yaşadığını öğrenmek için beklediler.

Kazanın ardından ortaya çıkan raporlar, havayolu şirketlerinin pilot eğitimlerinde “buzlanma” ve “otomasyon hatası” senaryolarına daha fazla ağırlık vermesi gerektiğini bir kez daha vurguladı. Swiftair ve Air Algérie arasındaki kiralama anlaşmaları, mürettebatın dinlenme süreleri ve eğitim geçmişleri mercek altına alındı. Bu kaza, havacılık endüstrisinde “kiralık uçak” (wet-lease) operasyonlarının denetimi konusunda da tartışmalara yol açtı.

Ayrıca, MD-80 serisi uçaklardaki buzlanma önleyici sistemlerin (anti-ice) kullanımı konusunda prosedürlerin ne kadar kritik olduğu anlaşıldı. Pilotların, belirli hava koşullarında motor buzlanma önleyici sistemlerini manuel olarak devreye sokmaları gerekiyordu. Eğer bu sistemler zamanında açılmış olsaydı, sensörler donmayacak ve bu hatalı veri zinciri hiç başlamayacaktı.

Havacılık Güvenliği İçin Ödenen Bedel

Air Algérie 5017 kazası, modern havacılığın en büyük paradokslarından birini yüzümüze çarptı: Teknoloji bizi daha güvenli kılıyor, ancak ona aşırı bağımlılık bizi savunmasız bırakabiliyor. Uçaklar ne kadar akıllı olursa olsun, kokpitteki insanın muhakeme yeteneği hala son savunma hattıdır.

Sensörlerin donması mekanik bir olaydır, ancak buna tepki verememek sistemsel ve eğitsel bir sorundur. Bu kaza sonrasında, dünya genelinde pilot eğitimlerinde “Upset Recovery” (Normal Dışı Durumdan Kurtarma) eğitimlerine daha fazla önem verilmeye başlandı. Pilotların, otomasyon devreden çıktığında veya hatalı veri sağladığında, temel uçuş becerilerine (stick-and-rudder skills) dönerek uçağı manuel olarak uçurabilme yeteneklerinin taze tutulması gerektiği anlaşıldı.

Unutulmayan 116 Hayat

Bugün Mali’nin Gossi bölgesinde, kaza yerinde dikilen bir anıt, o gece hayatını kaybeden 116 kişiyi simgeliyor. Onlar, evlerine dönen babalar, tatile giden aileler, dünyayı keşfeden gençler ve işini yapan mürettebattı. Air Algérie Uçuş 5017, sadece istatistiksel bir veri değil, gökyüzüne emanet ettiğimiz canların güvenliği için alınan derslerin kanla yazılmış bir özetidir.

Bir blog yazarı ve havacılık takipçisi olarak, bu tür olayları hatırlamanın ve hatırlatmanın bir sorumluluk olduğuna inanıyorum. Çünkü havacılık kuralları kanla yazılmıştır ve her kuralın arkasında, maalesef Air Algérie 5017 gibi acı hikayeler yatar. Gelecekteki uçuşların güvenliği, geçmişteki bu hataların asla unutulmamasına bağlıdır. O gece Sahra Çölü’ne düşen sadece bir metal yığını değildi; insanlığın ortak hafızasına kazınan, ders alınması gereken büyük bir acıydı.

ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Havacılık Tarihinin Sessiz Tanığı: Staines Faciası ve British European Airways Uçuş 548’in Ardındaki Sır Perdesi

HIZLI YORUM YAP