40,2601$% 0.13
46,7458€% 0.13
53,9601£% 0.23
4.316,24%0,46
3.337,10%0,40
10.198,76%-0,26
02:00
Havacılık tarihi muazzam teknolojik başarılar ve insan aklının sınırlarını zorlayan mühendislik zaferleriyle dolu olsa da ne yazık ki bu devasa kitabın bazı sayfaları karanlık ve acı verici anılarla yazılmıştır. Gökyüzünde süzülen devasa metal kuşların güvenliği her ne kadar günümüzde en üst seviyeye ulaşmış olsa da geçmişte yaşanan trajediler bu kusursuzluğun hangi ağır bedeller ödenerek inşa edildiğini bizlere acı bir şekilde hatırlatmaktadır. İşte bu karanlık ve unutulmaz sayfalardan biri de bin dokuz yüz doksan yedi yılının Ağustos ayında Pasifik Okyanusu sularında yer alan tropikal bir ada olan Guam semalarında yaşandı.
Bir içerik üreticisi ve havacılık tarihi meraklısı olarak bugün sizlerle Güney Kore başkenti Seul ile Guam arasında gerçekleşen ve 228 masum insanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan Korean Air 801 sefer sayılı uçuşun yürek burkan detaylarını derinlemesine inceleyeceğiz. Amacımız sadece bir kazayı anlatmak değil aynı zamanda bu büyük felaketten havacılık dünyasının çıkardığı hayati dersleri anlamaktır.
Takvimler altı Ağustos bin dokuz yüz doksan yedi tarihini gösterdiğinde Güney Kore sınırları içindeki Gimpo Uluslararası Havalimanı alışılmış telaşından birini yaşıyordu. Sefer numarası sekiz yüz bir olan Boeing yedi yüz kırk yedi tipi devasa yolcu uçağı Pasifik Okyanusu üzerindeki popüler tatil rotası olan Guam adasına gitmek üzere hazırlıklarını tamamlıyordu. Uçakta çoğu tatil amaçlı seyahat eden aileler balayı çiftleri ve Guam adasında yaşayan akrabalarını ziyarete gidenlerden oluşan iki yüz otuz yedi yolcu ile on yedi mürettebat üyesi bulunuyordu.
Uçuşun kaptan pilotu Park Yong chul havacılık camiasında son derece saygı gören binlerce saatlik uçuş tecrübesine sahip deneyimli bir isimdi. Ancak o gece kaptanın omuzlarında görünmeyen ağır bir yük vardı. Kaptan pilot son derece yorgundu ve aslında bu uçuşa atanmadan önce dinlenmesi gerekiyordu. Fakat havacılık sektörünün o dönemki dinamikleri ve personelin yoğun çalışma programı sebebiyle kokpitteki yerini almak zorunda kalmıştı.
Uçak gece yarısına doğru Seul semalarından ayrılarak karanlık gökyüzüne doğru tırmanışa geçtiğinde yolcular birkaç saat sonra varacakları tropikal cennetin hayalini kuruyorlardı. Hiçbiri bu yolculuğun havacılık tarihindeki en büyük trajedilerden birine dönüşeceğinden haberdar değildi.
Saatler ilerleyip uçak Guam adasına yaklaşmaya başladığında kokpit ekibini bekleyen şartlar hiç de iç açıcı değildi. Guam Antonio B. Won Pat Uluslararası Havalimanı çevresinde yoğun yağış şiddetli rüzgar ve görüş mesafesini sıfıra indiren ağır fırtına bulutları hakimdi. Havacılıkta bu tür tropikal hava olayları sıkça karşılaşılabilen durumlar olsa da o gece işleri içinden çıkılmaz bir hale getiren çok daha kritik bir teknik eksiklik söz konusuydu.
Havalimanının uçakları piste güvenli bir şekilde yönlendiren ve özellikle kötü hava koşullarında pilotların en büyük yardımcısı olan Aletli İniş Sistemi yani ILS cihazının süzülüş hattı vericisi bakım çalışmaları nedeniyle devre dışı bırakılmıştı. Sistem pilotlara sadece sağ ve sol hizalama bilgisi veriyor ancak uçağın alçalma açısını gösteren dikey yönlendirme desteğini sunmuyordu. Bu durum pilotların alçalma işlemini tamamen kendi manuel hesaplamaları ve görsel referanslarla yapmalarını gerektiriyordu.
Zaten yorgun olan bir uçuş ekibi için gecenin zifiri karanlığında ve şiddetli yağmur altında böyle hassas bir yaklaşma yapmak stres seviyesini en üst noktaya taşıyan bir faktördü.
Havacılık kazalarını inceleyen uzmanlar felaketlerin tek bir nedenden ziyade üst üste binen hatalar zincirinin bir sonucu olduğunu sıkça vurgularlar. Sekiz yüz bir sefer sayılı uçuşta da tam olarak bu zincirleme reaksiyon yaşandı. Kaptan pilot Park havalimanının ILS sisteminin tam olarak çalışmadığına dair uçuş öncesi bilgilendirmeyi almış olmasına rağmen yorgunluğun da etkisiyle yaklaşma sırasında sistemin tamamen aktif olduğunu varsayarak hareket etmeye başladı.

Uçağın göstergeleri uçağın yanlış bir alçalma hattında olduğunu belirtiyordu ancak kaptan kendi tecrübesine sistemlerden daha çok güveniyordu. İşte bu noktada Güney Kore havacılık kültürünün o dönemki en büyük zafiyeti olan aşırı katı hiyerarşik yapı devreye girdi. Kokpitte bulunan yardımcı pilot ve uçuş mühendisi durumun ters gittiğini uçağın piste değil doğrudan adanın yüksek tepelerine doğru alçaldığını fark etmişlerdi. Ancak Asya kültürünün getirdiği üstlere mutlak saygı ve itaat kuralı yüzünden yardımcı pilot kaptanının yanlışını doğrudan ve sert bir dille uyarmaya cesaret edemedi.
Sadece çok dolaylı ve yumuşak imalarla uçağın çok alçakta olduğunu belirtmeye çalıştı fakat bu zayıf uyarılar kaptanın zihnindeki yanlış durumsal farkındalığı kırmaya yetmedi.
Saniyeler hızla akarken devasa Boeing uçağı zifiri karanlıkta havalimanına ulaşmak yerine Guam adasının ormanlık ve engebeli arazisi olan Nimitz Tepesi civarına doğru hızla irtifa kaybediyordu. Uçağın yere yaklaşım uyarı sistemi kokpit içinde acı acı çalmaya ve pilotlara uçağı acilen yükseltmeleri gerektiğini bağırmaya başladı. Ancak yorgunluk karanlık ve yanlış karar mekanizmaları nedeniyle kaptan pilot uçağı burnunu kaldırıp pas geçme manevrasına başlatmakta kritik birkaç saniye gecikti. Devasa motorların gücü uçağı o dar alanda yukarı taşımaya yetmedi. Saat gece bir buçuk sularında uçak Nimitz Tepesi civarındaki ağaçlara ve kayalık araziye büyük bir şiddetle çarptı. Çarpmanın etkisiyle gövde parçalara ayrıldı ve tonlarca jet yakıtının alev almasıyla ormanın ortasında devasa bir cehennem ateşi yükseldi. Adada bulunan kurtarma ekipleri şiddetli yağmur çamur ve yolsuz orman arazisi nedeniyle enkaz bölgesine ulaşmakta büyük zorluklar yaşadılar. Saatler süren kurtarma çalışmalarının ardından mucizevi bir şekilde yirmi altı kişinin hayatta kaldığı ancak iki yüz yirmi sekiz kişinin alevler ve çarpmanın şiddetiyle yaşamını yitirdiği belirlendi.
Kazanın hemen ardından Amerikan Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu uzmanları olay yerine gelerek tarihin en kapsamlı kaza kırım soruşturmalarından birini başlattılar. Karakutu kayıtlarının incelenmesi kokpit içi ses kayıtlarının dinlenmesi ve enkaz analizleri sonucunda ortaya çıkan gerçekler havacılık camiasında adeta soğuk duş etkisi yarattı. Uçağın mekanik hiçbir sorunu yoktu motorlar tam güçte çalışıyordu ve yakıt tamamen yeterliydi. Kaza tamamen insan faktörü yorgunluk iletişim kopukluğu ve sistemlerin yanlış yorumlanması sebebiyle gerçekleşmişti. Raporda özellikle kokpit içindeki hiyerarşik yapının felakete nasıl davetiye çıkardığı uzun uzun vurgulandı. Yardımcı pilotun kaptanın otoritesini sorgulayamaması ve uçağın kontrolünü ele almaktan çekinmesi ölümcül sonu hazırlayan en temel psikolojik faktör olarak kayıtlara geçti. Ayrıca havayolu şirketinin pilotlarına verdiği eğitimin yetersizliği ve yorgunluk yönetimi konusundaki ihmalkarlığı da sert bir şekilde eleştirildi.
Her havacılık kazası kuralların kanla yazıldığı bu sektörde yeni güvenlik adımlarının atılmasına vesile olur. Guam kazası sadece Güney Kore havacılığı için değil tüm dünya sivil havacılığı için devasa bir uyanış çağrısı oldu. Kaza sonrası havayolu şirketi uluslararası otoritelerin baskısıyla tüm operasyonel kültürünü baştan aşağıya değiştirmek zorunda kaldı. Mürettebat Kaynak Yönetimi eğitimleri tamamen yenilendi ve kokpit içindeki o katı askeri hiyerarşi kırılarak rütbesi ne olursa olsun her uçuş ekibi üyesinin tehlike anında uçağın kontrolüne müdahale etme hakkı ve görevi olduğu bilinci aşılandı. Kaptanların yanılmaz liderler olmadığı hata yapabilecekleri ve bu hataların alt rütbeli pilotlar tarafından net bir dille düzeltilmesi gerektiği modern havacılığın temel kuralı haline getirildi. Bugün eğer okyanus ötesi uçuşları büyük bir güvenlik ve huzur içinde gerçekleştirebiliyorsak bunda Nimitz Tepesi üzerinde hayatını kaybeden o insanların ödediği ağır bedelin payı çok büyüktür.
Bugün bir uçak yolculuğu yaparken izlediğimiz güvenlik prosedürleri ve kokpit ekiplerinin aldığı kesintisiz eğitimler geçmişte yaşanan bu tür trajedilerin bir daha asla tekrarlanmaması için titizlikle uygulanmaktadır. Guam semalarında yaşanan bu karanlık gece havacılık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak daima hatırlanacak ve bizlere insan hayatının ne kadar değerli iletişim ve eğitimin ise ne kadar hayati olduğunu unutturmayacaktır.
Bu trajik olay üzerine hazırladığım detaylı ve öğretici içeriğin havacılık tarihi hakkındaki merakınızı gidermesini umuyorum. Havacılık tarihindeki diğer dönüm noktası kazalar veya uçuş güvenliği hakkında hazırlamamı istediğiniz başka detaylı dosyalar var mıdır?
Adam Air 574 ve Bir Havayolunun Çöküşü
GENEL
Atlantik’in Sessizliğinde Kaybolan Umutlar: Air France 447 Sefer Sayılı Uçuşun Trajik Hikayesi
1
TightTonic™: Türkiye’den Doğan ve E-Ticarette Yükselen Bir Başarı Hikayesi
1469 kez okundu
2
Gökyüzünde Talihsiz Bir Hikâye: Aeroflot Flight 593 Kazası ve Arkasındaki Gerçekler
1338 kez okundu
3
Helios Airways Flight 522 Kazası: Kabin Basıncı Arızasının Trajik Sonu
1310 kez okundu
4
Lansa Flight 508 Kazası ve Juliane Koepcke’nin İnanılmaz Hikayesi
1291 kez okundu
5
Gol Transportes Aéreos Flight 1907: Brezilya Hava Sahasında Yaşanan Korkunç Çarpışma
1281 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.