40,2601$% 0.13
46,7458€% 0.13
53,9601£% 0.23
4.316,24%0,46
3.337,10%0,40
10.198,76%-0,26
02:00
28 Ocak 2026 Çarşamba
Safra kesesinde taş saptanan ancak herhangi bir ağrı ya da şikayet yaşamayan hastaların en sık sorduğu sorulardan biri, “Sessiz safra taşı ameliyat gerektirir mi?” oluyor. Toplumda oldukça yaygın görülen bu durum, çoğu zaman tesadüfen yapılan ultrason kontrollerinde ortaya çıkıyor. Konuyla ilgili merak edilenleri değerlendiren Prof. Dr. Sabahattin Destek, sessiz safra taşlarının her zaman ameliyat anlamına gelmediğini, ancak bazı hastalarda cerrahinin kaçınılmaz hale gelebileceğini belirterek, doğru kararın kişiye özel verilmesi gerektiğini söyledi…

Sessiz safra taşı olan hastalarda karar sürecinin dikkatle yönetilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Sabahattin Destek, şu değerlendirmede bulundu: “Safra taşları uzun süre hiçbir belirti vermeyebilir. Ancak bu, hiç sorun çıkarmayacağı anlamına gelmez. Özellikle büyük taşlar, safra kesesinde porselenleşme, polip eşlik etmesi ya da diyabet gibi ek hastalıkların varlığı durumunda, sessiz olsa bile cerrahi tedavi gündeme gelebilir.”
Prof. Dr. Destek, safra taşı ameliyatlarının günümüzde büyük oranda laparoskopik yöntemlerle, yani kapalı teknikle yapıldığını da vurgulayarak, “Laparoskopik safra kesesi ameliyatları, hasta için oldukça konforlu, güvenli ve hızlı iyileşme sağlayan işlemlerdir. Uygun hastada zamanında yapılan cerrahi, ileride yaşanabilecek acil ve riskli durumların önüne geçer” dedi.
Her hasta için tek bir doğru yok
Uzmanlara göre sessiz safra taşı bulunan her hastanın mutlaka ameliyat edilmesi gerekmez. Taşın boyutu, sayısı, hastanın yaşı, eşlik eden hastalıkları ve yaşam tarzı gibi pek çok faktör cerrahi kararın belirlenmesinde rol oynar. Bu nedenle hastaların düzenli kontrollerini aksatmaması ve cerrahi kararın deneyimli bir uzman tarafından verilmesi büyük önem taşır.
Sonuç olarak, sessiz safra taşlarında en doğru yaklaşım; hastayı gereksiz ameliyattan korurken, olası riskleri de göz ardı etmeyen dengeli ve bilimsel bir yol haritası çizmek olarak öne çıkıyor.
Robotik cerrahi teknolojileri, ortopedi alanında özellikle diz protezi ameliyatlarında giderek daha fazla tercih ediliyor. Peki robotik diz protezi hangi hastalar için uygun, hangi durumlarda uygulanıyor? Merak edilenleri Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can anlattı.
Robotik diz protezinin, ileri evre diz eklem hasarı bulunan hastalarda önemli avantajlar sunduğunu belirten Doç. Dr. Ata Can, “En sık karşılaştığımız durum diz kireçlenmesi, yani osteoartrittir. Uzun süreli diz ağrısı, yürürken zorlanma, merdiven inip çıkamama ve gece ağrıları gibi şikâyetler hastanın yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürüyorsa cerrahi gündeme gelir” dedi.
Konservatif tedaviler yetersiz kaldığında
İlaç tedavisi, fizik tedavi, kilo kontrolü ve diz içi enjeksiyonlar gibi yöntemlerden fayda görmeyen hastalarda robotik diz protezinin etkili bir seçenek olduğunu vurgulayan Can, “Bu yöntemler artık ağrıyı kontrol altına alamıyorsa ve hasta günlük aktivitelerini yapamaz hale geldiyse, protez ameliyatı değerlendirilmelidir” diye konuştu.
Kişiye özel planlama öne çıkıyor
Robotik cerrahinin en önemli farkının kişiye özel planlama olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ata Can, “Ameliyat öncesinde dizin anatomik yapısı detaylı olarak analiz ediliyor. Robotik sistem sayesinde protezin yerleşimi milimetrik hassasiyetle planlanıyor. Bu da eklem dengesinin daha iyi sağlanmasına ve protezin daha uzun ömürlü olmasına katkı sunuyor” ifadelerini kullandı.
Her yaş için uygun mu?
Robotik diz protezinin yalnızca ileri yaş hastalara uygulanmadığını belirten Can, yaşın tek başına belirleyici olmadığını söyledi. “Asıl kriter hastanın şikâyetleri ve dizdeki hasarın derecesidir. Genç hastalarda da ileri düzey kıkırdak kaybı varsa ve yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenmişse bu yöntem gündeme gelebilir” dedi.
Ameliyat sonrası süreç daha konforlu olabilir
Robotik cerrahi ile yapılan diz protezi ameliyatlarının, klasik yöntemlere kıyasla daha kontrollü bir süreç sunduğunu aktaran Doç. Dr. Ata Can, “Yumuşak dokuların daha iyi korunması sayesinde bazı hastalarda ameliyat sonrası ağrı daha az olabiliyor. Hastalar çoğu zaman daha kısa sürede ayağa kalkıp günlük yaşamlarına dönebiliyor” açıklamasında bulundu.
Alanındaki akademik çalışmaları ve klinik deneyimiyle öne çıkan Doç. Dr. Ata Can, robotik diz protezi uygulamalarında elde edilen başarılı sonuçların, bu yöntemin doğru hasta seçimiyle son derece güvenli ve etkili bir tedavi alternatifi olduğunu gösterdiğini sözlerine ekledi.
Saç dökülmesi, kepeklenme, aşırı yağlanma, saç derisi hassasiyeti ve cansız saç görünümü… Hem kadınların hem erkeklerin en sık yaşadığı bu sorunlarda artık bilimsel ve güvenilir bir çözüm adresi öne çıkıyor: Akademi Saç Terapi. Merkez, lisanslı trikoloji uzmanları Burcu Çayözü ve Evrim Bayraktar liderliğinde, saç ve saç derisi problemlerine kökünden yaklaşan modern uygulamalarıyla dikkat çekiyor.
Sorunun Nedeni Bilimsel Analizle Ortaya Konuyor
Akademi Saç Terapi’de uygulanan trikolojik analiz, saç dökülmesinin veya saç derisi problemlerinin nedenini doğru tespit edebilmek için gelişmiş teknolojiyle yapılıyor. Mikro kamera destekli saç ve saç derisi görüntülemesi sayesinde, saç köklerinin durumu, yoğunluk, saç teli yapısı ve saç derisinin genel sağlığı detaylı şekilde inceleniyor.
Trikolog Evrim Bayraktar, analiz sürecinin önemine şu sözlerle dikkat çekiyor:
“Saç dökülmesinin nedeni herkeste farklıdır. Bunu doğru anlamadan yapılan bakım yalnızca geçici etki sağlar. Biz, sorunu bilimsel verilerle tespit ederek en etkili bakım protokolünü oluşturuyoruz.”

Akademi Saç Terapi’nin en güçlü yönü, her danışan için kişiselleştirilmiş bakım programları sunması. Dökülme tipine ve saç derisinin ihtiyacına uygun içeriklerle hazırlanan bu programlarda; saç köklerini güçlendiren bakım uygulamaları, saç derisini arındıran detoks işlemleri, dolaşımı artıran özel masaj teknikleri ve bilimsel aktif bileşen destekli bakım yöntemleri yer alıyor.
Lisanslı trikoloji uzmanı Burcu Çayözü, merkezin yaklaşımını şu sözlerle özetliyor:
“Bizim için saç sağlığı, sadece estetik bir konu değil; bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken bir alan. Bilimsel metodlarla kişiye özel bakım protokolleri hazırlayarak kalıcı iyileşme hedefliyoruz.”
Kadın ve Erkeklerde Yaygın Saç Problemlerine Güvenilir Müdahale
Stres, hormonal değişimler, mevsimsel etkiler ve çevresel faktörler nedeniyle saç dökülmesi ve saç derisi rahatsızlıkları her geçen yıl artıyor. Akademi Saç Terapi, hem kadın hem erkek danışanlarında kısa sürede gözle görülür iyileşme sağlayan uygulamalarıyla öne çıkıyor.
Bilimsel, Güvenilir ve Sürdürülebilir Yaklaşım
Merkez, saç sağlığını bütünsel bir perspektifle ele alarak yalnızca geçici çözümler değil, sürdürülebilir sonuçlar sunmayı hedefliyor. Trikolojik analiz, kişiye özel bakım programları ve doğru içeriklerle desteklenen yöntemler sayesinde danışanlar saç yapılarında kalıcı güçlenme ve saç derisi problemlerinde belirgin rahatlama deneyimliyor.
Saç dökülmesine ve saç derisi problemlerine bilimsel, profesyonel ve güvenilir çözümler arayanlar için Akademi Saç Terapi, alanında uzmanlık ve yenilikçi yaklaşımı bir arada sunan güçlü bir adres olarak öne çıkıyor.
Saç dökülmesi, kepeklenme, aşırı yağlanma, saç derisi hassasiyeti ve cansız saç görünümü… Hem kadınların hem erkeklerin en sık yaşadığı bu sorunlarda artık bilimsel ve güvenilir bir çözüm adresi öne çıkıyor: Akademi Saç Terapi. Merkez, lisanslı trikoloji uzmanları Burcu Çayözü ve Evrim Bayraktar liderliğinde, saç ve saç derisi problemlerine kökünden yaklaşan modern uygulamalarıyla dikkat çekiyor.
Sorunun Nedeni Bilimsel Analizle Ortaya Konuyor
Akademi Saç Terapi’de uygulanan trikolojik analiz, saç dökülmesinin veya saç derisi problemlerinin nedenini doğru tespit edebilmek için gelişmiş teknolojiyle yapılıyor. Mikro kamera destekli saç ve saç derisi görüntülemesi sayesinde, saç köklerinin durumu, yoğunluk, saç teli yapısı ve saç derisinin genel sağlığı detaylı şekilde inceleniyor.
Trikolog Evrim Bayraktar, analiz sürecinin önemine şu sözlerle dikkat çekiyor:
“Saç dökülmesinin nedeni herkeste farklıdır. Bunu doğru anlamadan yapılan bakım yalnızca geçici etki sağlar. Biz, sorunu bilimsel verilerle tespit ederek en etkili bakım protokolünü oluşturuyoruz.”

Akademi Saç Terapi’nin en güçlü yönü, her danışan için kişiselleştirilmiş bakım programları sunması. Dökülme tipine ve saç derisinin ihtiyacına uygun içeriklerle hazırlanan bu programlarda; saç köklerini güçlendiren bakım uygulamaları, saç derisini arındıran detoks işlemleri, dolaşımı artıran özel masaj teknikleri ve bilimsel aktif bileşen destekli bakım yöntemleri yer alıyor.
Lisanslı trikoloji uzmanı Burcu Çayözü, merkezin yaklaşımını şu sözlerle özetliyor:
“Bizim için saç sağlığı, sadece estetik bir konu değil; bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken bir alan. Bilimsel metodlarla kişiye özel bakım protokolleri hazırlayarak kalıcı iyileşme hedefliyoruz.”
Kadın ve Erkeklerde Yaygın Saç Problemlerine Güvenilir Müdahale
Stres, hormonal değişimler, mevsimsel etkiler ve çevresel faktörler nedeniyle saç dökülmesi ve saç derisi rahatsızlıkları her geçen yıl artıyor. Akademi Saç Terapi, hem kadın hem erkek danışanlarında kısa sürede gözle görülür iyileşme sağlayan uygulamalarıyla öne çıkıyor.
Bilimsel, Güvenilir ve Sürdürülebilir Yaklaşım
Merkez, saç sağlığını bütünsel bir perspektifle ele alarak yalnızca geçici çözümler değil, sürdürülebilir sonuçlar sunmayı hedefliyor. Trikolojik analiz, kişiye özel bakım programları ve doğru içeriklerle desteklenen yöntemler sayesinde danışanlar saç yapılarında kalıcı güçlenme ve saç derisi problemlerinde belirgin rahatlama deneyimliyor.
Saç dökülmesine ve saç derisi problemlerine bilimsel, profesyonel ve güvenilir çözümler arayanlar için Akademi Saç Terapi, alanında uzmanlık ve yenilikçi yaklaşımı bir arada sunan güçlü bir adres olarak öne çıkıyor.
Aile şirketlerinde kurumsallaşma ihtiyacı giderek artarken, bu dönüşümün şirketlere sağladığı avantajlar da daha fazla tartışılıyor. Sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunan PillarRise Danışmanlık Kurucusu İsa Özinan, Türkiye’de birçok aile işletmesinin rekabet baskısı nedeniyle kurumsal yapıya geçişi hızlandırdığını söylüyor. Uzmanlara göre bu dönüşüm, sadece yönetim modelini değil, şirketlerin geleceğini de şekillendiriyor.
İsa Özinan, aile şirketlerinde dönüşüm sürecinin kritik bir eşikten geçtiğini belirterek şunları söylüyor: “Aile şirketlerinde en büyük kırılma, kararların kişilere bağımlı olmasıdır. Kurumsallaşma, bu bağımlılığı azaltarak şirketin sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasını sağlar. Bugün rekabet sadece ürün veya hizmet kalitesinde değil, yönetim modellerinde yaşanıyor.”
“Kurumsal yapıya geçen şirketler 3. kuşağa daha sağlam ulaşıyor”

İsa Özinan, kurumsallaşmanın özellikle kuşaklar arası geçişte hayati rol üstlendiğini belirterek şöyle devam ediyor:
“Türkiye’de aile şirketlerinin büyük çoğunluğu üçüncü kuşağa ulaşamadan dağılma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Bunun temel nedeni, yönetim modelinin kişilere bağlı olması. Kurumsal yapıya geçen şirketler ise devredilebilir, sürdürülebilir ve daha güçlü hale geliyor.”
Küresel pazarlarda hızla değişen rekabet koşulları, aile şirketlerini daha görünür risklerle karşı karşıya bırakıyor. Uzmanlara göre, güçlü bir kurumsal altyapı oluşturan aile işletmeleri, hem yeni nesil liderlere daha sağlam bir yapı devrediyor hem de yatırımcılar nezdinde daha güvenilir hale geliyor.
Günümüzde birçok aile şirketi için kurumsallaşma artık bir tercih değil, sürdürülebilirliğin zorunlu bir parçası olarak değerlendiriliyor. Özinan’ın da belirttiği gibi, “Kurumsal yapıya geçiş, aile şirketlerinin geleceğini garanti altına alan stratejik bir yatırımdır.”
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.