40,2601$% 0.13
46,7458€% 0.13
53,9601£% 0.23
4.316,24%0,46
3.337,10%0,40
10.198,76%-0,26
02:00
Tarih: 19 Eylül 1976.
Rota: İstanbul (Yeşilköy) – Antalya.
Uçak: Boeing 727-200 “Antalya”.
Sonuç: Karatepe’ye çarpışma ve 154 kayıp.
Havacılıkta “Görmek inanmaktır” kuralı her zaman geçerli değildir. Bazen gözleriniz size ihanet eder. Beyniniz, görmek istediği şeyi, orada olmasa bile yaratır. Bugün, Türk Sivil Havacılık tarihinin kendi topraklarımızdaki en kanlı kazasını, THY’nin 452 sefer sayılı uçuşunu inceleyeceğiz. Bu, sadece bir uçağın dağa çarpma hikayesi değil; deneyimli bir kaptanın, bir şehrin sokak lambalarını havalimanı pist ışıkları sanarak 154 kişiyi ölüme götürdüğü o meşhur “optik yanılsama” (visual illusion) vakasıdır.
Bu kazayı duyduğunuzda tüyleriniz diken diken olacak. Çünkü pilotlar, son saniyeye kadar doğru şeyi yaptıklarına o kadar eminlerdi ki…
Pazar akşamıydı. Saat 22:45 sularında İstanbul Yeşilköy Havalimanı’ndan havalanan TC-JBH tescilli Boeing 727-200 tipi uçak, ironik bir şekilde “Antalya” adını taşıyordu. Uçak, Türk Hava Yolları filosunun o dönemki en modern ve güçlü jetlerinden biriydi.
Kokpitte Kaptan Pilot Celal Topçuoğlu, İkinci Pilot Sacit Soğangöz ve Uçuş Mühendisi Ahmet Bursalı vardı. Kabinde ise 146 yolcu ve 8 mürettebat bulunuyordu. Yolcular arasında dönemin Aydın milletvekili Kemal Ziya Öztürk ve İtalyan koro şefi Marino Tremonti gibi tanınmış isimler de vardı. Hafta sonu bitmiş, tatilciler ve iş insanları Antalya’ya dönüyordu.
Yolculuğun ilk yarısı tamamen rutindi. Uçak tırmanışını tamamlamış, Marmara ve Ege’yi geride bırakıp Toros Dağları’nın karanlık silüeti üzerine, Akdeniz’e doğru süzülmeye başlamıştı.

Saat 23:10 civarı. Uçak Isparta semalarına yaklaşıyordu.
O dönemde uçaklar şimdiki gibi GPS sistemlerine sahip değildi. VOR (Radyo Seyrüsefer Yardımcısı) istasyonlarını takip ederek yollarını buluyorlardı. Kaptan Topçuoğlu, Antalya Havalimanı’na yaklaşma brifingini kafasında kurmuştu.
Ancak kokpitte bir acelecilik vardı. Kaptan, görerek şartlarda (VFR) inmek istiyordu. Kule ile temasa geçip alçalma talep etti. Ancak bir sorun vardı: Uçak henüz Antalya üzerinde değildi. Uçak, Antalya’nın yaklaşık 100 kilometre kuzeyinde, Isparta üzerindeydi.
İşte o an, havacılık tarihine “Grand Illusion” (Büyük Yanılsama) olarak geçecek olay yaşandı.
Aşağıda, karanlığın ortasında ışıl ışıl parlayan uzun, dümdüz bir çizgi belirdi.
Kaptan Topçuoğlu camdan dışarı baktı ve yardımcı pilotuna o ölümcül cümleyi kurdu:
“Pisti gördüm. Antalya karşımızda.”
Oysa gördüğü şey Antalya Havalimanı pisti değildi. Gördüğü şey, Isparta şehrinin upuzun ve dümdüz uzanan meşhur bulvarının (bugünkü Süleyman Demirel Bulvarı olduğu düşünülür) sokak lambalarıydı.
Bu kazanın en acı verici kısmı, kokpit ses kayıtlarından (CVR) ve kaza sonrası analizlerden anladığımız kadarıyla, yardımcı pilotun (F/O) durumdan şüphelenmesiydi.
Yardımcı Pilot Sacit Soğangöz, navigasyon cihazlarına bakıyordu. Mesafe ölçer (DME) ve VOR cihazları, henüz Antalya’ya varmadıklarını gösteriyordu. Dağlık arazide olduklarını biliyordu.
Kaptanı uyardı:
“Ağabey, burası Antalya değil, Isparta olmasın?”
Ancak Kaptan Topçuoğlu, binlerce saatlik tecrübesine ve gözlerine o kadar güveniyordu ki, cihazların yanıldığına ya da yardımcı pilotun tecrübesizliğine kanaat getirdi.
“Hayır,” dedi. “Pist karşımızda, ışıkları görüyorum. İniş takımlarını koy, checklist’i tamamla.”
Havacılıkta “Cockpit Gradient” dediğimiz, kaptan otoritesinin çok baskın olduğu o yıllarda, yardımcı pilotun kaptanı ezip uçağı yukarı çekmesi çok zordu. Kaptan, otoritesini kullanarak uçağı alçalmaya zorladı.
Uçak, Isparta üzerindeyken hızla irtifa kaybetmeye başladı. Kaptan, sözde “piste” yaklaşmak için süzülüyordu. Oysa altlarında Antalya’nın deniz seviyesindeki düzlüğü değil, Batı Toroslar’ın sarp kayalıkları vardı.
Uçak 4000 feet (yaklaşık 1200 metre) seviyesine indiğinde, aslında dağların zirvesiyle neredeyse aynı hizaya gelmişti.
Kaptan hala dışarı bakıyor, “piste” hizalandığını sanıyordu. O an gördüğü Isparta ışıkları, beyninde mükemmel bir pist simülasyonu yaratmıştı. Sokak lambalarının düzenli dizilişi, pist kenar ışıklarını andırıyordu. Şehrin geri kalanının karanlıkta kalması, havalimanı çevresindeki boş arazi hissini veriyordu.
Saat 23:15.
Antalya Kule, uçağı radarda göremiyordu. Çağrılara cevap gelmiyordu.
O sırada Isparta’nın Karatepe mevkiinde (Senir Kasabası yakınları), köylüler gökyüzünde büyük bir gürültü ve ardından dev bir alev topu gördüler.
Boeing 727, saatte yaklaşık 800 km hızla Karatepe’nin yamacına çarptı.
Çarpışma o kadar şiddetliydi ki, uçağın “Antalya” yazan burnu ile kuyruğu arasındaki mesafe yüzlerce metreye yayıldı. Dağ, uçağı adeta yutmuştu.
Çarpma anında uçakta bulunan 154 kişinin tamamı hayatını kaybetti. Kurtulan olmadı.
Bölge o kadar sarp ve ulaşılması zordu ki, köylüler enkazın olduğu yere tırmanmak için saatlerce uğraştı. Gördükleri manzara korkunçtu. Bavullar, koltuklar, kişisel eşyalar ve parçalanmış bedenler geniş bir alana yayılmıştı.
Kazadan sonra yapılan soruşturma, teknik bir arıza bulamadı. Motorlar çalışıyordu, göstergeler sağlamdı. Tek sorun, pilotun nerede olduğunu bilmemesiydi.
Buna havacılıkta CFIT (Controlled Flight Into Terrain) yani “Kontrollü Uçuşta Yere Çarpma” denir. Uçak sağlamdır, pilot kontrolü elinde tutar ama uçağı kendi elleriyle dağa sürer.
Peki, Kaptan Topçuoğlu neden Isparta’yı Antalya sandı?
THY 452 kazası, Havacılık kurallarının kanla yazıldığının en acı kanıtlarından biridir. Bu kazadan sonra pilot eğitimlerinde “Harici referanslara (gözle gördüğüne) güvenmeden önce, dahili referansları (cihazları) teyit et” kuralı çok daha sert bir şekilde işlenmeye başlandı.
Kazayla ilgili yıllarca şehir efsaneleri de dolaştı. Kaptanın kokpiti terk ettiği, uçağı başkasının uçurduğu gibi… Ancak resmi raporlar ve mantık çerçevesi, olayın tipik bir “mekansal oryantasyon bozukluğu” (spatial disorientation) olduğunu gösteriyor.
Bugün Isparta yakınlarındaki o tepeye yolunuz düşerse, orada görünmez bir anıt olduğunu bilin. 154 can, sadece bir anlık “yanılsama” uğruna o dağın yamacında kaldı.
Uçuş emniyetinin, “bir dakika bile şüpheye düşersen pas geç” kuralıyla sağlandığını unutmayalım.
Fırtınayla Yarış: American Airlines 1420 ve Bir “Şef Pilotun” Trajik Hatası
GENEL
Atlantik’in Sessizliğinde Kaybolan Umutlar: Air France 447 Sefer Sayılı Uçuşun Trajik Hikayesi
1
TightTonic™: Türkiye’den Doğan ve E-Ticarette Yükselen Bir Başarı Hikayesi
1469 kez okundu
2
Gökyüzünde Talihsiz Bir Hikâye: Aeroflot Flight 593 Kazası ve Arkasındaki Gerçekler
1338 kez okundu
3
Helios Airways Flight 522 Kazası: Kabin Basıncı Arızasının Trajik Sonu
1310 kez okundu
4
Lansa Flight 508 Kazası ve Juliane Koepcke’nin İnanılmaz Hikayesi
1291 kez okundu
5
Gol Transportes Aéreos Flight 1907: Brezilya Hava Sahasında Yaşanan Korkunç Çarpışma
1281 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.