40,2601$% 0.13
46,7458€% 0.13
53,9601£% 0.23
4.316,24%0,46
3.337,10%0,40
10.198,76%-0,26
02:00
Havacılık tarihi, bizlere gökyüzünün sadece özgürlük değil, aynı zamanda ne kadar büyük sorumluluklar barındırdığını da hatırlatan pek çok acı olayla doludur. Bazı kazalar vardır ki, üzerinden yıllar geçse de ne hafızalardan silinir ne de teknik analizleri biter. 2 Eylül 1998 gecesi New York’tan havalanıp Cenevre’ye doğru yola çıkan Swissair’in 111 sefer sayılı uçuşu, işte bu unutulmaz ve sarsıcı trajedilerden biridir.
Kanada’nın serin sularında, Peggy’s Cove açıklarında son bulan bu yolculuk, havacılık dünyasında güvenlik standartlarının yeniden yazılmasına neden olan çok kritik bir dönüm noktasıdır.
Swissair, o dönemde dünyanın en güvenli ve prestijli havayolu şirketlerinden biri olarak kabul ediliyordu. “Uçan Banka” lakabıyla anılan şirket, dakikliği ve teknik kusursuzluğu ile tanınıyordu. 111 sefer sayılı uçuşu gerçekleştiren MD-11 tipi uçak ise henüz yedi yaşındaydı ve son derece modern sistemlerle donatılmıştı. Kaptan pilot Urs Zimmermann ve ikinci pilot Stephan Loew, binlerce saatlik uçuş tecrübesine sahip, son derece profesyonel bir ekipti.
Uçak, yerel saatle 20:18’de JFK Havalimanı’ndan havalandığında her şey normal görünüyordu. Ancak kalkıştan yaklaşık 53 dakika sonra, kokpitte alışılmadık bir durum baş gösterdi. Pilotlar, havalandırma kanallarından gelen hafif bir duman kokusu fark ettiler. Bu başta küçük bir teknik aksaklık gibi görünse de, aslında uçağın tavan döşemelerinin içinde sinsi bir yangın çoktan başlamıştı.
Dumanın fark edilmesiyle birlikte pilotlar durumu kontrol altına almaya çalıştılar. O an için durumun vahameti tam olarak anlaşılamamıştı. Pilotlar, Moncton hava trafik kontrol merkezi ile temasa geçerek kokpitte duman olduğunu bildirdiler. En yakın uygun havalimanı olan Boston yerine, yaklaşık 100 kilometre uzaklıktaki Halifax’a yönlendirilmek istediler.
Havacılık prosedürleri gereği, o dönemde kokpitte duman görülmesi durumunda pilotların öncelikle dumanın kaynağını bulmaya yönelik bir kontrol listesini (checklist) takip etmesi gerekiyordu. Ancak bu liste uzundu ve zaman alıyordu. Uçak Halifax’a doğru alçalmaya başladığında, yangın uçağın kritik uçuş sistemlerini birer birer devre dışı bırakmaya başladı. Eğlence sisteminin kablolarından başladığı sonradan anlaşılan yangın, modern bir uçağın en büyük kabusu olan “gizli yangın” formuna bürünmüş, tavanın içinde hızla yayılıyordu.
Saat 22:24 sularında kokpitteki durum kontrolden çıktı. Önce otopilot devre dışı kaldı, ardından uçuş kayıt cihazları durdu. Pilotların telsizden duyulan son sözleri, acil durum ilan ettikleri “Pan Pan Pan” çağrısı ve ardından gelen Fransızca “Kontrolü kaybediyoruz” ifadesiydi. Yangın, kokpitin hemen üzerindeki kablo demetlerini eritmiş, uçağın kontrol yüzeylerine giden komutları kesmiş ve pilotları zifiri karanlıkta bırakmıştı.
Uçak, radardan kaybolmadan kısa bir süre önce, saatte yaklaşık 550 kilometre hızla Nova Scotia eyaletindeki Peggy’s Cove kasabasının açıklarında Atlantik Okyanusu’na çakıldı. Çarpmanın etkisi o kadar şiddetliydi ki, uçak milyonlarca parçaya ayrıldı. 215 yolcu ve 14 mürettebattan oluşan 229 kişiden kurtulan olmadı.

Kaza haberi duyulduğunda, Peggy’s Cove sakinleri devasa bir patlama sesi duyduklarını bildirdiler. Yerel balıkçılar, karanlık ve sisli denize ilk açılanlar oldu. Bir umutla sağ kalan birilerini aradılar ancak karşılaştıkları tablo korkunçtu. Deniz yüzeyi sadece yakıt kokusu ve uçağın küçük enkaz parçalarıyla doluydu. Bu küçük topluluk, ilerleyen günlerde dünyanın en büyük arama kurtarma operasyonlarından birine ev sahipliği yapacaktı.
Kanada Kraliyet Donanması ve sahil güvenlik ekipleri aylarca süren bir çalışma başlattı. Denizin dibinden uçağın yaklaşık %98’i çıkarıldı. Bu, havacılık tarihinin en pahalı ve kapsamlı enkaz çıkarma operasyonu olarak kayıtlara geçti.
Kanada Ulaşım Güvenliği Kurulu (TSB) tarafından yürütülen soruşturma tam dört yıl sürdü. Soruşturmanın maliyeti 40 milyon doları aşmıştı. Mühendisler ve dedektifler, denizden çıkarılan bir milyondan fazla enkaz parçasını hangarlarda devasa bir yapboz gibi bir araya getirdiler. Amaç, o meşum gecede ilk kıvılcımın nerede çaktığını bulmaktı.
Sonuçlar sarsıcıydı: Yangın, uçağın birinci sınıf yolcuları için yeni kurulan gelişmiş eğlence sisteminin (IFE) kablolarındaki bir kısa devreden kaynaklanmıştı. Ancak asıl suçlu kablolar değil, onları çevreleyen yalıtım malzemesiydi. “Metallized Mylar” olarak bilinen bu malzemenin alev geciktirici olduğu düşünülüyordu ancak yapılan testler, bu malzemenin aslında yangını hızla yayan bir yakıt görevi gördüğünü kanıtladı.
Swissair 111 faciası, havacılık güvenliğinde devrim niteliğinde değişikliklere yol açtı:
Yalıtım Malzemeleri: Uçaklarda kullanılan Mylar tipi yalıtım malzemeleri dünya genelinde yasaklandı ve yangına çok daha dayanıklı materyallerle değiştirildi.
Kontrol Listeleri: Pilotların kokpitte duman gördüğünde izlediği prosedürler kısaltıldı. “Kaynak ara” prensibi yerine “hemen alçal ve in” yaklaşımı benimsendi.
Eğlence Sistemleri: Uçak içi eğlence sistemlerinin ana uçuş sistemlerinden tamamen bağımsız bir güç kaynağına sahip olması zorunlu kılındı.
Uçuş Kayıt Cihazları: Kara kutuların elektrik kesintilerinden etkilenmemesi için bağımsız güç üniteleriyle donatılması kararlaştırıldı.
Bu kaza, zaten mali zorluklar yaşayan Swissair için sonun başlangıcı oldu. Marka imajı ağır darbe aldı ve tazminat süreçleri şirketi sarsmaya devam etti. 2001 yılındaki ekonomik krizin de etkisiyle, havacılığın bu efsanevi ismi iflas ederek faaliyetlerine son verdi. Yerini bugün bildiğimiz Swiss International Air Lines aldı.
Bugün Peggy’s Cove’da, okyanusa bakan iki anıt bulunmaktadır. Bu anıtlar sadece hayatını kaybeden 229 kişiyi değil, aynı zamanda o gece denize açılan cesur balıkçıları ve uçağın enkazını iğneyle kuyu kazar gibi inceleyen araştırmacıları da temsil eder.
Swissair 111, bize teknolojinin ne kadar gelişmiş olursa olsun, küçük bir detaydaki hatanın ne kadar büyük bedellere yol açabileceğini gösterdi. Bugün bindiğimiz modern uçakların güvenliğinde, o gece hayatını kaybedenlerin ve yürütülen titiz araştırmaların payı büyüktür. Havacılık kurallarının “kanla yazıldığı” sözü, ne yazık ki bu kaza ile bir kez daha doğrulanmıştır.
Gökyüzünde güvenle uçtuğumuz her an, geçmişteki bu acı derslerin üzerine inşa edilen bir güvenlik kalesinin içindeyiz. Swissair 111 yolcularını ve mürettebatını saygıyla anarken, bu facianın bıraktığı mirasın daha güvenli bir gökyüzü için ışık olmaya devam ettiğini biliyoruz.
Aeroflot Uçuş 593: Gökyüzünde Trajik Bir Merak ve Havacılığın En Acı Dersi
GENEL
Atlantik’in Sessizliğinde Kaybolan Umutlar: Air France 447 Sefer Sayılı Uçuşun Trajik Hikayesi
1
TightTonic™: Türkiye’den Doğan ve E-Ticarette Yükselen Bir Başarı Hikayesi
1469 kez okundu
2
Gökyüzünde Talihsiz Bir Hikâye: Aeroflot Flight 593 Kazası ve Arkasındaki Gerçekler
1338 kez okundu
3
Helios Airways Flight 522 Kazası: Kabin Basıncı Arızasının Trajik Sonu
1310 kez okundu
4
Lansa Flight 508 Kazası ve Juliane Koepcke’nin İnanılmaz Hikayesi
1291 kez okundu
5
Gol Transportes Aéreos Flight 1907: Brezilya Hava Sahasında Yaşanan Korkunç Çarpışma
1281 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.