40,2601$% 0.13
46,7458€% 0.13
53,9601£% 0.23
4.316,24%0,46
3.337,10%0,40
10.198,76%-0,26
02:00
Tarih yaprakları 23 Haziran 1985’i gösterdiğinde, dünya havacılık tarihinin en kanlı ve en trajik olaylarından birine tanıklık etmeye hazırlanıyordu. O sabah, gökyüzünde süzülen bir Boeing 747, sadece bir ulaşım aracı değil, yüzlerce ailenin kavuşma hayallerini taşıyan devasa bir metal kuştu. Ancak Atlantik Okyanusu’nun soğuk suları üzerinde yaşananlar, sadece Kanada veya Hindistan tarihini değil, küresel havacılık güvenlik protokollerini sonsuza dek değiştirecek bir terör eylemi olarak kayıtlara geçecekti. Air India’nın 182 sefer sayılı uçuşu, İmparator Kanishka adını taşıyan o görkemli uçak, İrlanda açıklarında bir bombayla patlatıldığında geriye 329 cansız beden ve cevaplanması on yıllar sürecek sorular bıraktı.
11 Eylül saldırılarına kadar, dünya üzerinde bir uçağa yapılan en ölümcül terör saldırısı olma özelliğini taşıyan bu olayın derinliklerine iniyor, ihmaller zincirini ve kaybedilen hayatların hikayesini mercek altına alıyoruz.
Her şey Toronto’dan başlayan ve Montreal üzerinden Londra aktarmalı olarak Hindistan’ın başkenti Delhi’ye uzanması planlanan bir rota ile başladı. Yaz tatilinin başlangıcıydı ve uçaktaki yolcuların büyük bir çoğunluğu, okulların kapanmasını fırsat bilerek Hindistan’daki akrabalarını ziyarete giden Kanada vatandaşı Hintlilerden oluşuyordu. Uçağın içi adeta bir bayram havasındaydı; aileler, çocuklar ve heyecanlı turistler Boeing 747-237B tipi uçağın koltuklarını doldurmuştu. Yolcular arasında Kanada’nın çok kültürlü yapısını yansıtan pek çok farklı hikaye vardı, ancak ortak noktaları sevdiklerine kavuşma arzusuydu.
Montreal-Mirabel Uluslararası Havalimanı’ndan havalanan uçak, Atlantik Okyanusu’nu geçerek Londra Heathrow Havalimanı’na doğru alçalmaya başladığı sırada, saatler sabah 07:14’ü gösteriyordu. İrlanda’nın güneybatı kıyılarına yaklaşılmıştı. Kokpit ekibi Shannon Hava Trafik Kontrol Merkezi ile rutin iletişim halindeydi. Her şeyin normal göründüğü, kahvaltı servisinin yapıldığı o sakin anlarda, radar ekranındaki yeşil nokta aniden kayboldu. Pilotlardan ne bir “Mayday” çağrısı gelmişti ne de bir arıza bildirimi. Devasa uçak, saniyeler içinde gökyüzünden silinmişti.
Hava trafik kontrolörlerinin çaresiz çağrılarına yanıt gelmeyince, bölgedeki diğer uçaklar ve gemiler arama kurtarma çalışmaları için yönlendirildi. İrlanda sahil güvenliği ve donanması alarma geçti. Ancak karşılaşılan manzara, umutların tükendiği noktaydı. Cork şehrinin yaklaşık 190 kilometre açığında, denizin yüzeyi uçak enkazı ve ne yazık ki yolcuların cansız bedenleriyle kaplıydı.
Patlama 31.000 feet (yaklaşık 9.400 metre) yükseklikte gerçekleşmişti. Uçağın ön kargo bölümüne yerleştirilen bir bomba, gövdeyi havada parçalamış ve basınç kaybıyla birlikte uçağın kuyruk kısmının kopmasına neden olmuştu. Bu yükseklikte gerçekleşen ani bir patlama ve yapısal bozulma, yolcuların ve mürettebatın kurtulma şansını sıfıra indirmişti. Denizden çıkarılan cansız bedenlerin durumu, patlamanın şiddetini ve düşüş anındaki travmayı gözler önüne seriyordu. Kurtarma ekipleri günlerce süren çalışmalar sonucunda 132 kişinin cansız bedenine ulaşabildi; geri kalan 197 kişi ise okyanusun derinliklerinde kayboldu. Toplamda 329 kişi hayatını kaybetmişti ve bunların 268’i Kanada vatandaşıydı. Bu olay, Kanada tarihinin en büyük toplu katliamı olarak kayıtlara geçti.
Air India 182 faciasını anlamak için, dünyanın diğer ucunda, Japonya’da gerçekleşen bir başka olaya bakmak gerekir. Air India uçağının İrlanda açıklarında düştüğü saatlerden yaklaşık bir saat önce, Tokyo’daki Narita Havalimanı’nda bir bagaj transfer bandında patlama meydana geldi. Bu patlamada iki bagaj görevlisi hayatını kaybetti ve dört kişi yaralandı.
Bu iki olay arasındaki bağlantı, soruşturmanın seyrini tamamen değiştirecek nitelikteydi. Narita’daki bomba, Vancouver’dan kalkan CP Air uçağından, Bangkok’a gidecek olan Air India’nın 301 sefer sayılı uçuşuna transfer edilmek üzere bekleyen bir bavulun içindeydi. Teröristlerin planı korkunç derecede basitti: Dünyanın iki farklı noktasındaki iki Air India uçağını aynı anda havaya uçurmak. Narita’daki bombanın erken patlaması, ikinci bir havada infilak faciasını önlemişti ancak niyetin ne kadar kanlı olduğunu kanıtlıyordu. Bu durum, olayın münferit bir kaza değil, son derece organize ve koordineli bir terör saldırısı olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koydu.
Olayın hemen ardından başlatılan uluslararası soruşturma, okları Sih ayrılıkçı gruplara çevirdi. 1984 yılında Hindistan hükümetinin, Sihlerin kutsal mabedi olan Altın Tapınak’a (Golden Temple) düzenlediği Mavi Yıldız Operasyonu, Sih toplumu içinde büyük bir öfke ve intikam duygusu yaratmıştı. Bu operasyon sırasında yüzlerce insan hayatını kaybetmiş ve tapınak zarar görmüştü. Kanada’da yaşayan aşırılık yanlısı bazı gruplar, Hindistan hükümetinden intikam almak amacıyla Air India uçaklarını hedef seçmişti.
Soruşturma, Kanada merkezli Babbar Khalsa adlı örgütün lideri Talwinder Singh Parmar ve suç ortakları üzerinde yoğunlaştı. Planın şeytani zekası, güvenlik açıklarını kullanma şekillerinde gizliydi. Vancouver Havalimanı’nda, “M. Singh” adına bir bilet alınmış ve bir bavul teslim edilmişti. Ancak M. Singh uçağa binmemişti. O dönemde havayolu güvenliği bugünkü kadar sıkı değildi ve yolcu ile bagaj eşleşmesi (passenger-baggage reconciliation) zorunlu tutulmuyordu. Yani bir yolcu check-in yapıp bavulunu uçağa verdikten sonra uçağa binmeyebilirdi ve uçak o bavulla havalanabilirdi. Teröristler bu güvenlik açığını acımasızca kullandılar. Bavul, Toronto’da Air India uçağına aktarıldı ve okyanusun üzerinde patlayacak şekilde zamanlandı.
Air India 182 soruşturması ve ardından gelen yargılama süreci, Kanada tarihinin en uzun ve en pahalı davası oldu. Ancak bu süreç, kurban yakınları için adaletin tecelli ettiği bir süreçten ziyade, hayal kırıklıklarıyla dolu bir bekleyişe dönüştü. Soruşturma boyunca Kanada Güvenlik İstihbarat Servisi (CSIS) ile Kanada Kraliyet Atlı Polisi (RCMP) arasındaki iletişim kopuklukları, delillerin (özellikle şüphelilerin dinleme kayıtlarının) yanlışlıkla imha edilmesi ve tanıkların korkutulması gibi skandallar yaşandı.

Olayın baş şüphelisi olarak görülen Talwinder Singh Parmar, 1992 yılında Hindistan polisi ile girdiği bir çatışmada öldürüldü ve hiçbir zaman yargı önüne çıkarılamadı. Yargılanan diğer sanıklar Ripudaman Singh Malik ve Ajaib Singh Bagri ise delil yetersizliğinden 2005 yılında beraat etti. Bu karar, mahkeme salonunda bulunan kurban yakınları için ikinci bir yıkım oldu.
Olayla ilgili hüküm giyen tek kişi, bombayı imal ettiği tespit edilen Inderjit Singh Reyat oldu. Narita saldırısındaki rolü nedeniyle İngiltere’de, Air India 182 saldırısındaki rolü nedeniyle de Kanada’da hapis cezasına çarptırıldı. Reyat, “adam öldürme” suçlamasını kabul etti ancak diğer suç ortaklarının isimlerini vermeyi reddetti ve yalan yere yemin etmekten de ceza aldı. 2016 yılında serbest bırakılması, kamuoyunda büyük tepki topladı.
Bu trajedi, 329 cana mal olsa da, bugün bindiğimiz uçaklarda güvende olmamızı sağlayan birçok kuralın kanla yazılmasına neden oldu. Air India 182 faciasından önce, yolcu eşleşmesi olmadan bagajların taşınması yaygın bir uygulamaydı. Bu olaydan sonra uluslararası havacılık otoriteleri, “yolcu yoksa bagaj da yok” kuralını kesin ve katı bir standart haline getirdi.
Ayrıca X-ray cihazlarının teknolojisi geliştirildi, kargo taramaları sıkılaştırıldı ve patlayıcı tespit sistemlerine (EDS) yapılan yatırımlar arttı. Havaalanı güvenliği, sadece metal dedektörlerden geçmekten ibaret olmaktan çıkıp, karmaşık bir istihbarat ve tarama ağına dönüştü. Bugün uçağa binerken valizinizin sizinle aynı uçakta olduğundan emin olunmasının en büyük sebebi, 1985 yılında yaşanan bu acı tecrübedir.
Facia, sadece ölenleri değil, geride kalanları da derinden etkiledi. Aileler, yıllarca hem yas tuttu hem de Kanada hükümetinden resmi bir özür ve soruşturma talep etti. Yıllar süren baskıların ardından 2006 yılında Kanada hükümeti, güvenlik zafiyetleri ve soruşturma hataları nedeniyle kurban ailelerinden resmen özür diledi ve bağımsız bir soruşturma komisyonu kurdu.
Bugün İrlanda’nın Cork kentinde, Kanada’nın Toronto ve Vancouver şehirlerinde bu faciada hayatını kaybedenler için anıtlar bulunmaktadır. Her yıl 23 Haziran’da düzenlenen anma törenlerinde, kurbanların isimleri tek tek okunur ve okyanusa çelenkler bırakılır. Özellikle İrlanda halkının, olaydan sonraki arama kurtarma çalışmalarında gösterdiği insanüstü çaba ve kurban yakınlarına kucak açması, iki ülke arasında hüzünlü ama güçlü bir bağ oluşturmuştur.
Air India Uçuş 182, terörizmin sınır tanımadığının ve masum insanları nasıl hedef alabildiğinin en acı kanıtlarından biridir. 329 insanın hayatı, siyasi bir intikam uğruna saniyeler içinde yok edilmiştir. Bu olay, güvenlik zafiyetlerinin bedelinin ne kadar ağır olabileceğini tüm dünyaya göstermiştir.
Bugün bir uçak yolculuğu yaparken geçtiğimiz güvenlik kontrolleri, bize bazen zahmetli gelebilir. Ancak bu prosedürlerin her biri, geçmişte yaşanan büyük trajedilerden alınan derslerin bir sonucudur. Air India 182 kurbanlarını anmak, sadece geçmişe bir saygı duruşu değil, aynı zamanda gelecekte benzer acıların yaşanmaması için tetikte olmamız gerektiğini hatırlatan bir sorumluluktur. Okyanusun derinliklerinde yatan o sessiz çığlık, insanlığın vicdanında yankılanmaya devam etmelidir.
Havana’nın Yaslı Gökyüzü: Cubana de Aviación Uçuş 972 ve 112 Hayatın Sona Erişi
1
TightTonic™: Türkiye’den Doğan ve E-Ticarette Yükselen Bir Başarı Hikayesi
1468 kez okundu
2
Gökyüzünde Talihsiz Bir Hikâye: Aeroflot Flight 593 Kazası ve Arkasındaki Gerçekler
1338 kez okundu
3
Helios Airways Flight 522 Kazası: Kabin Basıncı Arızasının Trajik Sonu
1309 kez okundu
4
Lansa Flight 508 Kazası ve Juliane Koepcke’nin İnanılmaz Hikayesi
1291 kez okundu
5
Gol Transportes Aéreos Flight 1907: Brezilya Hava Sahasında Yaşanan Korkunç Çarpışma
1281 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.